Sariyer Söz
Sariyer Söz
Bilinmiyor
Afyonkarahisar · 19°C
Diğer
Bizi Takip Edin
12 Eylül 2025 - 13:05 - Güncellenme: 13 Eylül 2025 - 11:13 G: 13 Eylül 2025 - 11:13

12 Eylül Darbesi'nin Bıraktığı Travmatik İzler: Keşke Arkadaşımın Yerine Ben Ölseydim

12 Eylül 1980 darbesi, demokrasiye vurulan en ağır darbelerden biriydi. O günlerde henüz İstanbul Üniversitesi'nde Felsefe Bölümü öğrencisiyken büyük mağduriyetler yaşayan Kadir Palalar, 12 Eylül'ün öncesini ve sonrasını Söz Haber'e değerlendirerek yaşadıklarını ve hayatında derin izler bırakan anları paylaştı.

0 Okunma 0 Paylaşım
12 Eylül Darbesi'nin Bıraktığı Travmatik İzler: Keşke Arkadaşımın Yerine Ben Ölseydim

12 Eylül 1980'de ordu yönetime, sabaha karşı saat 03.00 sıralarında el koydu. Darbenin gerekçeleri arasında siyasi istikrarsızlık, hükümetin sık sık değişmesi, sağ-sol çatışmalarının özellikle üniversitelerde yoğunlaşması, terör olayları ve ekonomik krizler yer alıyordu. Darbeyle parlamento feshedildi, Anayasa askıya alındı, siyasi partiler kapatıldı. MGK (Milli Güvenlik Konseyi) yönetimi ele aldı. O dönemde yaşananlardan en çok etkilenen öğrenciler ve akademisyenler, ideolojik kimlikleri nedeniyle çeşitli baskılarla karşılaştı. Öyle ki bazen işkence görmeyi, psikolojik şiddete maruz kalmaya tercih ettikleri oluyordu.

1976-80 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde öğrenci olan Kadir Palalar, söz konusu günlerin travmasını en ağır şekillerde yaşadı. Söz Haber Muhabiri Kevser Karaduman'a konuşan Palalar, öğrencilik yıllarında yani 12 Eylül öncesinde yaşadıklarını ve 12 Eylül sonrasında yaşadığı mağduriyetleri paylaştı.

"BU DARBE TÜRKİYE'NİN SONRAKİ YILLARINA ÖNCÜ OLDU"

"12 Eylül'ü öncesi ve sonrasıyla bir bütün olarak ele aldığımızda, önce darbe gününe nasıl geldik onu anlatmak istiyorum." diyen Palalar, 68 kuşağının hareketinden sonra üniversitelerde öğrencilerin sağ-sol ideolojik ayrımı keskinleşmeden, forumlar yaparak tartıştıklarını belirtti. Palalar, "Herhangi bir kavga veya gürültü olmazdı. Ne hikmetse 1 Mayıs 1977'de üniversiteler karıştı. Hangi fraksiyon güçlüyse okulu ele geçirdi, diğer fraksiyonların okula girmesine veya okumasına izin vermedi. Çoğu arkadaş bu sebeple üniversite değiştiriyordu. Bizim okuldan örnek verecek olursam, Edebiyat Fakültesi o dönem ülkücülerin elindeydi. Bu fakültede Felsefe Bölümü ise solcuların işgal ettiği bir bölümdü. Dolayısıyla okulda sürekli ülkücü öğrenciler ile devrimci öğrenciler kavga ederdi. Bunun sonucunda da eğitim aksardı. Hatta şöyle denilirdi; 'Ankara yazar, İstanbul yapar, İzmir seyreder' Şunu söylemek istiyorum ki öğrenci olayları çok abartıldı. Elbette şiddet vardı ama öyle abartıldı ki, sanki Türkiye iki kampa bölünmüş birbirine giriyor. Şöyle bir örnek vereyim; 12 Eylül'den sonra fişlenenlerin sayısına baktığımızda 1 ila 1 buçuk milyon arasında ama o dönemlerde milyonlarca genç vardı. Yani bunların yüzde 3'ü ya da 5'iydi. Bunlar sebep gösterildi ve bir gece ansızın herkes evine tıkıldı, sokaklar askerle dolduruldu, baktık ki darbe ilan edilmiş. Aslında bu darbe, belki de Türkiye'nin sonraki yıllarda nereye doğru gideceğinin öncüsüydü." ifadelerini kullandı.

"KONYALI'NIN BİLE ADINI DUYMADIĞI BİR İLÇEYE GÖNDERİLDİM"

12 Eylül'den sonra kasım ayında, öğretmen olmak için Milli Eğitim Bakanlığı'na başvurduğunu ifade eden Palalar, mesleğini yaparken önüne çıkarılan engellere de değindi. Palalar, "Tayinimi Konya'ya çıkardılar. Konya ilinde kız meslek lisesi felsefe öğretmeniyken, Konya'ya gittiğimde İl Milli Eğitim Müdürlüğü beni Konyalının bile adını duymadığı bir ilçeye gönderdi ve okulda müdürden müdür yardımcılarına kadar herkes karşı görüşlüydü. Beni ne zaman gönderecekler, ne kadar zamanda gönderecekler diye iddiaya bile girmişler. Zaten çok sürmedi, 5 ay sonra beni gönderdiler ve öğretmenlik gitti. İstanbul'a geldiğim zaman önce Beyoğlu'nda bir çay ocağında çaycılık yaptım, gece de taksi şoförlüğü yapıyordum. Daha sonra gazilerle ilgili bir dergide bir iş buldum, derken 'Bu dergiyi ben neden çıkarmıyorum' diye düşündüm ve 'Gaziler' adında bir dergi çıkardım." dedi.

"İKİ ARKADAŞIM GÖZÜMÜN ÖNÜNDE ÖLDÜ"

Gazilerin yaşadığı zorlukları gözler önüne serdiği 'Gaziler' dergisi nedeniyle Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanan Palalar, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"İstiklal Harbi gazilerinden tutun Kore ve Kıbrıs'a kadar, onların iyi vaziyetlerde olmadığını anlatan bir dergiydi bu. 'Gazilerimiz şöyle kahraman, böyle kahraman' deniliyor ama gazilerimiz sokakta simit satıyor, tuvalet temizliyor. Bunları fotoğraflarla birlikte dergiye koydum. Ağır Ceza Mahkemeleri kapımı çaldı. 'Sen gazilerin onuruyla oynuyorsun' dediler. Hayır, ben gerçeği söylüyordum. Sen gaziye para vermiyorsun, pul vermiyorsun, bakmıyorsun. Törenden törene çağırıyorsun, figüran gibi en ön masaya oturtuyorsun. Adamın ne derdi var diye de sormuyorsun. 1983 yılında imtiyaz aldım. Aşağı yukarı 2000'lerin sonrasına kadar devam etti. Gaziler dergisiyle ilgilenmemin en büyük sebebi, benimde bir gazi olmam oldu. Evet, ben de bir gaziydim. Savaş nedir? İki taraf vardır, ikisinin de ellerinde silahlar vardır ve bu silahlar öldürücüdür. Ölürsün, yaralanırsın, o barut ve kan kokusunu duyarsın, hissedersin. İçinde olan daha iyi bilir, bu insanı yıpratıp çökertir. Bir de ülkede seni gazi olarak görmüyorlarsa, hala bu ülkede '12 Eylül ne iyi oldu, kardeş kavgası bitti, bu anarşistlerden kurtulduk' deniliyorsa ben bu işlerin içine niye giriyorum? Çünkü bir şey iyi gitmiyor, bir şeyler yanlış gidiyor. Bir şey düzgün gitmiyor ve ben bunun için ölümü bile göze alabiliyorum. Benim iki tane arkadaşım 12 Eylül'den önce, gözümün önünde öldü. Onların ayaklarının yere vuruşu hala aklımdadır, can çekişi hala aklımdadır. Adı İbrahim Parmakçı, o benim gözümün önünde öldü. Bu ne şimdi? Bu çöp mü ya da bunu gören ben çöp müyüm?"

"TOPLUM YAŞANANLARA SESİNİ ÇIKARMADI"

12 Eylül sabahı uyandığında darbe yapıldığını anladığını belirten Palalar, yaz aylarında Türkiye'de bir darbe olacağını beklediklerini söyledi. Palalar, "Evde yiyecek bir şey yoktu. O gün çok sıkıntılı bir gündü, dışarı da çıkamadık. Her apartmanın önünde askerler var, seni dışarıya çıkartmıyor. Eğitim alan ne kadar asker varsa İstanbul'un Beyoğlu ilçesine gelmiş kadınlarımızı, kızlarımızı arıyor. Bunlara tanık olduk. Anadolu'dan gelmiş, İstanbul'da askerlik yapıyor ve Beyoğlu'na gelip kızları arıyor. O kızların ne terörle ne de anarşistlerle alakası vardı. Bu toplum bunları yaladı, yuttu ve sesini çıkarmadı. Böyle bir dönem yaşadık ve bu dönem bugünkü Türkiye'nin ön sözüdür. Biz buraya gökten zembille gelmedik. Toplum kötülüğü meşrulaştıra meşrulaştıra bu hale geldik. Bugün bakıyorum herkes hükümeti suçluyor. Hükümeti neden suçluyoruz ki? Filmin başına bakarsanız, kendinizi suçlarsınız. Bütün olumsuzlukları oluşturdunuz, ses çıkarmadınız ve şimdi hükümete bağırmanız pek bir anlam ifade etmiyor." dedi.

"PSİKOLOJİK İŞKENCE FECİYDİ"

1984 yılında 'Dev Genç'e üye olduğu gerekçesiyle tutuklanan ve yargılanma sürecinde ağır işkencelere maruz kalan Palalar, o günleri ise şu ifadelerle anlattı:

"Dergiyi kurmuşum, yıl 1984'tü. Büromda oturuyordum eşim ve eniştem ile. Birden kapı açıldı, içeriye sivil polisler girerek adımı sordular. Evet, benim dedim. Sizin bir ifadeniz var emniyete geleceksiniz dediler ben de kabul ettim. Yanımdakileri de götürmek istedikleri an anladım neden geldiklerini. Minibüse bindik, polisin biri bana 'Çocuğun var mı?' diye sordu ben de 'Var.' dedim. İsmini sorduğunda 'Deniz' dedim. Bana 'Erkek olsaydı Mahir mi koyacaktın?' dedi. Ben Dev Genç'ten olduğum için oraya getirildiğimi anladım ama 'Eşim ilkokul mezunu, onun ne suçu var? Ya da eniştemi, halamı neden tutuyorsunuz?' dediğimde bana 'Sen konuşma' denildi. Yalvara yakara yanımdakileri eve gönderebildim. Başladılar sorguya. Bana sordukları çok ilginç bir şey vardı; 'Para nerede?' Ne parası diye sordum. 'Örgütün parası nerede?' dediler. Yatırdılar, kaldırdılar 'Parayı çıkar' diye. Çaycılık yapmışım, şoförlük yapmışım ve o anda da dergi çıkarıyordum, ne parası? O duyduğunuz işkencelerin hepsi doğru. O an sıra bana gelse de şu işkenceye girip çıksam diye düşünüyorsunuz, çünkü seni bekletiyor içerdeki arkadaşına işkence yapılırken onun sesini duyuyorsun. İşkencede ilklerde acı çekiyorsun ama sonra vücut uyuşup alışıyor, orada beklemek insanı öldürüyor. Psikolojik işkence feciydi. Sonra toplu davaya girdik, İstanbul Marmara Dev Gençlik olarak. Yargılandık ama bir tane delil bulunamadı. Somut hiçbir delil yoktu. Adil bir karar çıkacağına dair inancım yoktu ama çıktı. Çünkü ne tanık vardı, ne de kanıt. Tahliye oldum, 4-5 sene sonra da beraat ettim. Askeri mahkemeydi, bizi askerler yargıladı. Üstünde hakim cübbesi var ama içinde üniforma vardı. O zaman sevk ve idarede olmanın cezası 15 yıldı. Ben de örgütün sevk ve idaresindeydim, sadece oradan 15 yıl vardı ama eylemlerle katlansaydı 15-20 yıl yatardım. O zaman dikdatör dediğimiz, darbe yaptı dediğimiz askerin bu hukuk önündeki davranışını ben gerçekten takdir ettim."

"KEŞKE ARKADAŞIMIN YERİNE BEN ÖLSEYDİM" 

Yakın arkadaşının bir asker tarafından eylem sırasında gözü önünde öldürüldüğünü ve o anları "Keşke onun yerine ben ölseymişim." diyerek paylaşan Palalar, "Şuna tanığım; İbrahim Parmakçı 1979 ya da 1980 yılında Laleli'de korsan bir mitingde gözümün önünde öldü. Topkapı'da Atatürk Öğrenci Yurdu vardı, aynı yurtta kalıyorduk. Bir gece evvel ona çay götürürken, çay devrildi ayağı yanmıştı. Ertesi gün bu korsan mitingde öldürüldü. Korsan miting dediğimde şu; 'Zamlara hayır' diye bağırıyoruz zaten miting yapamıyorduk. 30-40 kişi bir araya gelip 'Zamlara hayır, faşizme geçit yok' diye bağırıyorduk. Korsan miting dediğim bu, büyük bir şey yok. Askerin biri neyin kahramanlığını yapıyorsa, sıktı ve çocuğu öldürdü. Onun o çırpınışı beni öyle bir etkiledi ki hala unutamıyorum suratını. 'Keşke onun yerine ben ölseymişim' dedim o zamanlarda çünkü 12 Eylül'den sonra bozuldum."  ifadelerini kullandı.

"YER GELDİ VÜCUDUNU SATAN KADINLARDAN PARA ALDIM"

Yargılanma sürecinin ardından sosyal hayata adaptasyonda inanılmaz güçlükler yaşadığını beliren Palalı, "İnsanlığımdan çıktım, Beyoğlu'nun gece alemlerinde dolaştım, o vücudunu satan kadınlardan yeri geldi para aldım. Sosyal hayata adaptasyon mu bu? Şiddet eğilimli oldum, her gün içki içiyordum. Oysaki üniversitedeyken futbol falan oynuyordum ben, hem de amatör takımda lisanslı futbolcuydum. 12 Eylül sonrası içmediğim halt kalmadı. Hala beni tanıyanlar bana 'Senin sağın solun belli olmaz' diyor. 'Ben dolandırıcı mıyım, neden bana güvenmiyorsunuz?' diyorum hala senin sağın solun belli olmaz diyorlar. Bunlar tipik travma işi. Evet PTSB'liyim, tedavimin de olmadığını düşünüyorum. Bununla ilgili Vietnam gazileriyle görüştüm. Vietnam gazisi adam rahip olmuş, 'Kilise cevap veremiyor bu gazilere' dedi." dedi.

"DEVLET NEDEN 12 EYLÜL DEMOKRASİ GAZİLERİNİ KABUL ETMİYOR?"

Palalar, "Darbenin savunuculuğunu elbette yapamayız, ancak o gün için bazu kesimler böyle bir darbenin gerektiğini öne sürüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Seyircileri oldum olası sevmedim. Beni alkışlasalar ne olur, yuhalasalar ne olur? İşin içine girip konuşsalar daha iyi olur. Bu ülkede yüzde 90'lık kesim darbeye onay verdi. Bu ülkenin uyanan kesimi yüzde 5'ti. Partilerin oylarına falan bakmayın, darbe olduğu zaman hepsi kaçtı, kimse kalmadı. Şu söylediklerimle beni kim yargılayacaksa yargılasın, önce benim alacağımı ödeyin. Beni bir gazi kabul edin. 15 Temmuz Demokrasi Gazilerini devlet kabul etti, niçin 12 Eylül Demokrasi Gazisi kabul edilmiyor? Faşizme karşı direnmedik mi? Asker neydi, demokrat mıydı? Asker ülkeye demokrasiyi mi getirdi? Devlet bu insanları şehit ve gazi olarak tanımalıdır ve bunu da halktan talep ediyorum. 45 yıl geçti, halkta bizi gazi diye tanımıyor." şeklinde yanıt verdi.

"TÜRKİYE'DE HALKIN BİLİNÇ SEVİYESİ DÜŞÜK"

O günleri en ağır şekillerde atlatmış biri olarak Palalar, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir umut göremediğini belirtti ve "Çünkü Türkiye'de genelde halkın bilinç seviyesi çok düşük. Politik bilinç yok, halk popülizmin peşine gidiyor. Platon'un Devlet kitabında Sokrates der ki; 'Bir devlet meşe palamudundan olmaz, bir devlet halkın genel eğilimlerinden oluşur.' Bizim halkın genel eğilimleri ortada. Gençler veya toplum çözüm görmüyor, bu toplumdan ne bekliyorsunuz? 15-16 yaşındaki suça eğilimli çocuklar meselesi var şimdi. Ne verdiniz ki? Tamam, bu çocuklara her şey yaptırılıyor, tetikçi yaptılar çocukları. Peki siz ne verdiniz çocuğa? Anası ve babası ne verdi? Hep devlet nerede, devlet nerede? Asıl sen neredesin, sen çocuğunu görmüyor musun? Saldım çayıra mevlam kayıra var. Ben ülkenin geleceğiyle ilgili olumlu bir şey göremiyorum, hatta daha da olumsuza gidecek diye düşünüyorum. Çünkü bölgedeki durum değişti, 30-40 yıl önceki bölge değil burası. Yeniden sınırlar çiziliyor. Biz 80'lerde birlik beraberlik içinde olalım dedik." dedi.

"O POLİTİK ARENADA KİMSE NE KENDİNİ NE DE AİLESİNİ DÜŞÜNÜYORDU"

12 Eylül ülkücüleri ile 12 Eylül sonrası ülkücüleri ayırdığını söyleyen Palalar, "Ben de 12 Eylül öncesi devrimciyim. 12 Eylül ülkücüsü ne cebini ne de ailesini düşünüyordu, gariban çocuklardı ama yollarımız farklıydı. Kimsenin bu politik arenada kendime bir katkı sağlayayım ya da aileme bir katkı sağlayayım derdi yoktu. İki grupta bu ülke daha güzel olsun diye birbirini yedi. Şu an Türkiye'nin en acil ihtiyacı birlik ve beraberlik. Ya birlik ve beraberlik içinde olacağız ya da parçalanacağız. Bu işin içinde kim varsa yüzleşeceksiniz. 12 Eylül'e defteri açacaksınız. 12 Eylül'den sonraki Türkiye ile 12 Eylül öncesi Türkiye farklıdır. Bu 45 yılı korkmadan, ürkmeden ortaya koyacaksınız ve yüzleşeceksiniz. Ben kendimi 70 yaşında zor topluyorum. 'Gerekliydi darbe' diyorlar, bu toplumla neyi konuşacağız ki? Bakın çözüm süreci diyoruz, sürecin neye benzediğini görüyoruz. Önce kendimizi eleştirelim, her birey aynaya baksın ben kimim diye. Bu ülkede bence o aynada kimse kendini güzel göremez, bozulduk ve çürüdük. Bu sistematik bir şey Tayyip ile alakası yok. Toplumun geldiği hale bakın, kimse kimseyle ilgilenmiyor, insanlar duyarsızlaştı. Aile içerisinde, kardeşlerin arasında bile bozulma var. Bu ahlaki bir çöküş. İoanna Kuçuradi derdi ki, 'Bizim en büyük problemimiz etik. Ne ekonomik, ne sosyal, ne siyasal.' Etik değerlere baktığımız zaman, bu ülkede kimse kendine 'Ben dürüstüm' diyemez." ifadelerini kullandı.

#12 Eylül #1980 #12 Eylül 1980 darbesi #travma #İstanbul Üniversitesi #Kadir Palalar #Felsefe #Türkiye

Video

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!