İmamoğlu The Economist'e Yazdı: Demokratik Gerilemeyle Yurtta Barış Sağlanamaz
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, PKK'nın silah bırakarak örgütü feshetmesinin sonucunda yaşanan gelişmeleri The Economist'e yazdığı yazıyla değerlendirdi.
Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, The Economist'e bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. İmamoğlu, yazısında terör örgütü PKK'nın silah bırakmasının ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
"DEMOKRATİK GERİLEMEYLE YURTTA BARIŞ SAĞLANMAZ"
Türkiye'nin bugün bir yol ayrımında olduğunu belirten İmamoğlu, 'Türkiye yurtta barışı dünyada saygınlığı nasıl sağlayabilir' sorusunu sorarak, kendisinin bu konudaki yanıtını, "Muhalefetin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı, bunun demokratik gerilemeyle olamayacağını yazdı" şeklinde ifade etti.
İmamoğlu'nun 'Terörsüz Türkiye' hedefini değerlendirdiği yazının kou başlıkları şu şekilde:
"DEMOKRATİK KATILIM ALANI DARALDI"
Silahsızlanma sürecinin, siyasi muhalefetin baskılandığı bir dönemde yaşanıyor olmasını 'ironi' olarak değerlendiren İmamoğlu, "Temmuz ayında, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütü olarak tanımlanan silahlı grup PKK’nın 30 üyesi, Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik bir törenle silahlarını bıraktı. Halen devam eden bu silahsızlanma süreci memnuniyetle karşılandı. Zira bu süreç, uzun zamandır Türkiye’nin siyasi sistemine yük teşkil eden, ekonomik kalkınmayı yavaşlatan ve sosyal bölünmeleri derinleştiren şiddet döngüsünü sona erdirmek için tarihi bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgedeki rolünün yeniden tanımlaması için eşsiz bir imkân yaratıyor. PKK’nın ayrılıkçı bir isyanla başlattığı Kürt meselesi, yıllarca Türkiye'de demokrasinin derinleşmesine engel teşkil etti. Bugünkü silahsızlanma sürecinin tam da ülkede otoriterliğin tırmandığı ve siyasi muhalefetin ağır baskı altında tutulduğu bir dönemde yaşanıyor olması, başlı başına bir ironi. Son bir yılda, ben de dahil olmak üzere birçok CHP’li belediye başkanı siyasi gerekçelerle tutuklandık. Bu durum, sadece muhalefete gözdağı vermekle kalmadı, Türkiye’de demokratik katılım alanını da iyice daralttı." ifadelerini kullandı.
"MÜZAKERELERİ KAPALI KAPILAR ARDINDA YÜRÜTMEYİ SEÇTİ"
İmamoğlu, baskı ortamının barış sürecini doğrudan etkilediğini belirterek,"Artan baskı ortamı, barış sürecini doğrudan etkiliyor. Süreç, Kürt nüfusun uzun süredir dile getirdiği siyasi, kültürel ve ekonomik şikayetlerin ele alınması için gereken kapsayıcı siyasi zemin olmadan ilerledi. Irak, Suriye ve İran'da faaliyet gösteren PKK bağlantılı gruplarla ilgili gerçek bir stratejinin olmaması ise, çatışmanın önemli bölgesel boyutlarını sürecin dışında bıraktı. Hükümet, açık ve kapsayıcı bir ulusal diyalog başlatmalıydı. Bunun yerine müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmeyi tercih etti. Bu da meşruiyet ve güven inşa etmek için önemli bir fırsatı heba etmiş oldu. Cumhurbaşkanı adayı olduğum Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) için Kürt meselesi yalnızca bir ulusal güvenlik konusu değil; aynı zamanda demokrasi, adalet, kalkınma ve kurumsal reform meselesidir. Biz, şiddeti sona erdirecek, kalkınmayı teşvik edecek ve köklü eşitsizlikleri giderecek uzun vadeli bir stratejiyi savunuyoruz; tüm vatandaşlarımız için eşit yurttaşlık, demokratik katılım, hesap verebilirlik ve Cumhuriyet çatısı altında ortak bir gelecek istiyoruz." dedi.
"ŞEFFAF BİR SÜRECE İHTİYAÇ VAR"
Müzakere sürecinin şeffaf ilerlemesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu,"PKK’nın kendini lağvetme niyetini açıkladığı andan itibaren iki önemli öneri sunduk. İlk olarak, barış sürecinin hukuka uygunluk, sivil katılım ve kurumsal denetim çerçevesinde ilerlemesini sağlamak üzere derhal bir parlamento komisyonu kurulmasını talep ettik. Komisyonun nihayet kurularak 5 Ağustos’ta ilk toplantısını gerçekleştirmesi doğru yönde atılmış bir adımdır. Ancak birçok kişi, müzakerelerin hükümetin dar güvenlik odaklı gündemiyle sınırlı kalacağından endişe duyuyor. Buna rağmen, demokratikleşme ve sosyal uyum gibi daha geniş kapsamlı konuların gündemin merkezine yerleştirilmesini sağlamak için komisyona katılmaya karar verdik. Zira, şeffaf bir sürece ihtiyaç var, Erdoğan koalisyonunun önceden belirlenmiş kararlarını meşrulaştırmaya yarayan bir vitrine değil." değerlendirmesinde bulundu.
"SİYASİ NEDENLERLE AÇILMIŞ DAVALAR SONUCU TUTUKLANDIM"
Hükümetin barış sürecinde çelişkili davranışlar sergilediğini öne süren İmamoğlu şu ifadelere yer verdi:
"İkinci olarak, silahsızlanma süreci demokratik normlara dönüşle eşzamanlı ilerlemelidir. Kalıcı barış, partizanlık ve demokratik gerilemenin yaşandığı bir sistemde mümkün olamaz. Sürece meşruiyet kazandırması gereken kurumlar—parlamento ve sivil toplum—uzun zamandır devre dışı bırakıldı, yargı ise siyasallaştırıldı. Oysa halkımızın hak ettiği barış, baskıyla değil, meşruiyetle sağlanabilir. Kendi deneyimim de Türkiye’deki çelişkileri ortaya koyuyor. Mart ayında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yaparken ve partimin Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmek üzereyken, siyasi nedenlerle açılmış davalar sonucunda tutuklandım. Bana yöneltilen suçlamalar arasında yolsuzluk ve teröre yardım da vardı. Bu son suçlama, seçim listemizde yer alan bazı belediye meclis üyesi adaylarının, PKK ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir platformla ilişkili oldukları gerekçesiyle yöneltilmişti. Oysa bu kişiler seçilmeden önce, adaylıkları Yüksek Seçim Kurulu tarafından incelenmiş ve onaylanmıştı. Bu arada, barış arayışında olduğunu öne süren hükümet, seçilmiş Kürt temsilcileri sistematik biçimde hedef almayı sürdürdü. Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP, yeni adıyla DEM Parti) bir çok belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, eski HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına yönelik kararları ise hala uygulanmıyor."
"TÜRKİYE ÇATIŞMA VE NORMALLEŞME ARASINDA SAVRULUYOR"
Türkiye'nin komşu ülkelerle ilişkilerine de değinen İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde demokrasinin aşınması yalnızca bir iç mesele olmakla kalmıyor. Bu durum, dünyanın güvenlik, enerji ve göç gibi alanlarda güvenilir ortaklara ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Türkiye’nin uluslararası alandaki potansiyelini zedeliyor. Tepkisel reflekslere dayanan ve iç siyasi hesaplarla şekillenen Türk dış politikası, tutarlılıktan uzak. Komşularla ilişkiler ise çatışma ve normalleşme arasında savruluyor." dedi.
"ERDOĞAN'IN KİŞİSEL HIRSLARI ÜLKENİN POTANSİYELİNİ ENGELLİYOR"
Türkiye'nin dış politikasını değerlendiren İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın stratejilerini şu sözlerle eleştirdi:
"Suriye’de Esad rejiminin çöküşüyle ivme kazanan bölgesel dönüşüm, Ortadoğu’da barış, uzlaşma ve yeniden yapılanma sürecine anlamlı ve yapıcı bir katkı sağlanması için önemli bir imkân sunuyor. Türkiye, eğer tüm topluluklar için adalete ve kapsayıcılığa dayalı bir dış politika izlerse, özellikle Suriye’de çok şey yapabilir. Ortadoğu konusunda Avrupa Birliği ile daha yakın işbirliği de mümkün; ancak bunun için içeride demokratik meşruiyete ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir dış politika gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, Türkiye’nin askıya alınmış AB üyelik sürecini de canlandırabilir. Türkiye’nin jeostratejik konumu, tarihsel birikimi ve demokrasi mirası, ülkemizi istikrar ve ilerleme adına önemli bir aktör hâline getiriyor. Ancak Sayın Erdoğan’ın kişisel hırsları ve iç siyaseti bilinçli olarak kutuplaştırmasından etkilenen dış politika, bu potansiyelin hayata geçirilmesine engel teşkil ediyor."
"TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA"
Cumhurbaşkanı adayı olarak demokratik yenilenme sürecine liderlik etmeye kararlı olduğunu ifade eden İmamoğlu, "Türkiye bugün bir yol ayrımında. İçerideki yönetim anlayışı dış politikadaki ağırlığını giderek daha fazla belirleyecek. Sorumlu bir bölgesel güç olabilmek için, Türkiye kendi demokratik kurumlarını yeniden kuvvetlendirmelidir. Ancak o zaman giderek istikrarsız hale gelen dünyada güvenilir bir aktör olarak hareket edebilir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak, ülkemizin demokratik yenilenme sürecine liderlik etmeye kararlıyım. Meşruiyet ve hukukun üstünlüğüne dayanan yeni bir hükümet, dünyayla ilişkilerini netlik ve kararlılıkla kuracaktır." ifadeleriyle yazısını sonlandırdı.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
Sarıyer’de rezerv alan isyanı büyüyor! CHP'li Gökan Zeybek, Poligon Mahallesi'nden sert çıktı: 'Garibana milyon, müteahhide milyarlar'




Son Haberler
Sarıyer’de rezerv alan isyanı büyüyor! CHP'li Gökan Zeybek, Poligon Mahallesi'nden sert çıktı: 'Garibana milyon, müteahhide milyarlar'



