Toplumsal Bir Çöküşün Anatomisi: Çocuklarımız!
Bugün yaşanan son olaylara bakınca toplumsal bir çöküşün içerisinde olduğumuzu görmemek elde değil. İçerisinde bulunduğumuz bu çağda maalesef ki çocuklarımızı dahi koruyamaz hale geldik Leyla, Sıla, Narin ve daha niceleri. Bu küçük ve savunmasız yavrularımızın bedenlerinden daha büyük bir şiddetin içerisinde kaybolması, dile getirmekte bile zorlandığımız olayları yaşaması ve onları koruyamıyor, onları yitiriyor olmamız bizi karanlık bir öfkeye itiyor. Onları koruyamadığımız gibi onların canına kast eden hayvandan aşağı aciz yaratıkları ise tam manasıyla cezalandıramıyoruz. Biz yavrularımız için adaletin tam manasıyla ve en hızlı şekilde tecelli etmesini beklerken bunun aksi gibi halkı ve çocuklarımızı temsil etmesi gereken kişilerin bizlere adaletin sağlanacağıyla alakalı tam bir güven hissettirememesi kamuoyunda bu güveni hala sağlayamaması bizleri derin bir hüzne ve korkuya sevk ettiriyor. Bu toplumsal çöküşü izlerken feryat etmemek elde değil. Çocuklarımızın katledilmediği parklarda, bahçelerde, okulların içerisinde cıvıl cıvıl olduğu bir Türkiye'yi hak ediyoruz. Yarınımız olan bu çocukları korumanın ne derece mühim olduğunu yarın olduğunda değil bugün anlamamız gerekmektedir. Umuyorum ki önce Diyarbakır'da yitirdiğimiz Narin kızımız için daha sonra da bütün yitirdiğimiz canlar için adalet hızlı ve tam manasıyla yerini bulur. Ve yine umuyorum ki bizim ve çocuklarımızın güvenliğinden mükellef olan yöneticilerin, şahısların, kurumların ve kuruluşların hukuksal bir çerçevede adil bir yaşam süreceğimize dair güveni kamuoyunda ivedilikle oluşturup, son olaylarla beraber ülkedeki adalete karşı kırılan inancımızı tekrar inşa ederler.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!