Psikolog yazar Rabia Yavuz'un kaleme aldığı Kendilik Ülkesi- İlmek İlmek Hayatı Dokumak kitabı, Dekalog Yayınları etiketiyle raflardaki yerini geçtiğimiz aylarda aldı. Rabia Yavuz, ikinci kitabında biz okurlara yepyeni bir perspektif sunuyor.
Bu kitabı okudum, siz Sarıyer Söz okurları için inceledim…

Yaptığı çalışmalarla, katıldığı televizyon programlarıyla dikkatleri üzerine çeken Rabia Yavuz'dan okunası bir kitap daha...
Yaşam nedir sorusu üzerine odaklanan Yavuz, kitabında biz okurların dikkatlerini diri tutmakla beraber; bizleri yaşam felsefesi üzerine derin düşüncelere sevk ediyor. Titizlikle hazırlanan Kendilik Ülkesi- İlmek İlmek Hayatı Dokumak yapıtı farklı okumalar yapmak isteyen kitapseverler için ideal bir öneri olma özelliği taşıyor. Rabia Yavuz'un kitabını bir çırpıda okudum. Kitabı bitirip, kapağını kapattıktan sonra şöyle düşündüm:
Biz yaşamı ciddiye aldığımız için mi, bunca hayal kırıklığı yaşıyoruz. Ya da hayat herkese adil ama eşit davranmıyor mu diye mi çoğu zaman isyan ediyoruz. Çoğumuzun dilinde hep aynı cümle:
Hayat çok acımasız...
Şair İsmet Özel'in dediği gibi, bu sözün sözler içinde ayrı bir yeri vardı. Kitapta altını çizdiğim ve yazarın da ödünç olarak aldığı Alman filozof Kant'a atıfla söylediği o sözü hatırlatmak istiyorum.
"İrademiz, irademiz dışındaki şeyler tarafından şekillendirilir."
Şu sözlere dikkatinizi çekerim;
"Hayal ettiğimiz hayat ile yaşadığımız hayat arasında bir mesafe vardır. İşte o mesafe hayal ile gerçek arasındaki gerilimi aşikâr eder."
Hayata karşı bir anlam arayışı içerisinde olmak sadece modern zamanlarda insanın peşine düştüğü, tartıştığı bir konu olmadı. Antik çağdan beri filozofların üzerine kitaplar yazdığı, konuştuğu bir kavram olagelmiştir. İnsanın hayattaki gayesi doğumundan ve ölümüne kadar neyin üzerine kurulu olduğu tartışma götürecek bir idea olmuştur. Rabia Yavuz, hayatı bir örümceğin ağını örmesi gibi ilmek ilmek dokumak gerektiğini bizlere salık verirken; aynı zamanda sorduğu sorularla da bizi kendimizle baş başa bırakmayı ihmal etmiyor.
İNSANIN UMDUĞUNU BULABİLMESİ
"Geçmişi bugünü yaşayarak iyileştiririz."
Peki, o zaman soralım:
Ne umduk ne bulduk?
İnsanoğlunun evrende umduklarıyla buldukları arasında bazen bir kopukluk ya da hedefe ulaşma açısında yani menzile varamama durumu olabiliyor. Amerikalı yazar Marianne Williamson'un belirttiği gibi; "Geçmişi bugünü yaşayarak iyileştirebiliriz" Günlük dille sıkça kullandığımız şekilde söyleyelim:
Anı yaşamak...
Rabia Yavuz, Marianne Williamson'un sözüne atıfla şöyle diyor;
"Bu cümlenin birçok kişinin hayatını derinden değiştirdiğine şahit oldum. Özellikle umduğu hayat ile bulduğu hayat arasında aşılmaz bir uçurum olduğunu düşünenlerin. Bu mesafenin ürettiği gerilim bizleri umduğumuz hayata taşıyabilirse hem şimdimiz hem de geleceğimiz değişmeye başlar."
Rabi Yavuz her bölümden sonra biz okurlara bazı telkinlerde bulunuyor. "Öneriler Köşesi" olarak her bölüm sonunda yer alan bu alanda "Düşünce Egzersizi" adı altında sizleri günlük olarak ne yaptığınıza ya da yapmanız gereken egzersizlerle baş başa bırakıyor.
"DAVRANIŞ EGZERSİZİ"
Sabah beş dakika sessizlik ve iç sesimize kulak vermek
Akşam kendimize şu soruyu sormak: Bugün bana ne iyi geldi?
Haftada bir gün sosyal medyayı bir saatliğine kapatmak.
"DÜŞÜNCE EGZERSİZİ"
Her "Keşke" cümlesinin altına şu soruyu yazmamızı istiyor Rabia Yavuz...
Bundan sonra bu tür durumlarda neyi farklı yapabilirim?
Her gün yazdığınız cümlelerinizden sadece birini yanıtlayın.
MUTLU MUYUZ, YOKSA MUTSUZ MU?
İnsan mutluluğu bazen uzakta arıyor olsa da aslında çoğu zaman yanı başımızda olan mutluluğu yakalayamıyoruz. İnsanı ne mutlu eder ne mutsuz eder? Ağladığımda da göz yaşı dökeriz, çok mutlu olduğumuz da...
Demek ki, insanın mutlu olabilmesi bazen küçük dokunuşlar bile yeterli olabiliyor. Zamansızca içimizde bir yumru oturduğunu hissederiz. Ne bizi boğar ne de tam anlamıyla rahatlatır. Ama kurtulmak da isteriz bu iç sıkıntısından. Ve tam da o andan alacağımızı iyi bir haber, ya da sevdiğimiz bir insanı gördüğümüzde ruh halimiz hemen değişkenlik gösterebiliyor.
Rabia Yavuz, mutsuzluk üzerine şu satırları karalıyor;
"Mutsuzluk, çoğu zaman bir eksiklik hissiyle belirir. Oysa görünüşte her şey yerli yerindedir. Bir evimiz, bir işimiz hatta sevdiklerimiz vardır yanı başımzda. Ancak tüm bunlara rağmen içeriden bir ses "Eksik bir şey var" der. Ne olduğunu söyleyemez ama sadece varlığını hissettirir."
Mutluluk paradoksunu da şöyle tarif ediyor yazar;
"Mutluluk, doğrudan kovalandığında elden kaçar. Tıpkı karanlık bir odada ateş böceğini yakalamaya çalışan bir çocuğun yaşadığı gibi ne kadar çok kovalar ve ne kadar çok ışık yakarsa, o kadar az görebilir onu. Bu duruma psikolojide "mutluluk paradoksu" deniliyor."
"TAKMA KAFANA"
Herhangi bir şeye canımız sıkıldığında ve bu can sıkıntısını, sorunu bir arkadaşımıza, yakınımıza anlattığımızda genelde sırtımız sıvazlanarak şöyle derler:
Takma kafana...
Bu aslında bizi derin düşünceden alıp basit bir düzleme sokabiliyor ama o anda içinde bulunduğumuz durumdan kurtulabiliyoruz. Takma kafana sözü, olaylar içinden sıyrılmak için basit bir metot olsa da; kendimizi kandırmak adına da bir kurtuluş formülüdür. Kimi psikologlara göre duygulara saygısızlıktır.
HİKAYE KAHRAMANI OLMAK...
Varoluşsal olarak bir anlam peşine düştüğümüzde kendimizi aniden bir hikâyenin kahramanı olarak görebiliriz. Rabia Yavuz kitapta insanın benlik arayışı içerisinde olduğunu, hayatın ve felsefenin dokusuyla harmanlanan bu kitap size yol gösterici olabilir.
REHBER NİTELİĞİNDE KİTAP
Rabia Yavuz'un kaleme aldığı bu okunası kitap, pek çok okurda farklı ufuklar açacak, yeni başlangıçlar yapmasına vesile olacaktır. Nitekim, adeta yol gösterici nitelikte olan "Kendilik Ülkesi- Hayatı ilmek İlmek Dokumak" çalışması birçok sorunuza cevap olacaktır. Varoluşsal olarak insanın içinde bulunduğu bazı eylemler, yaşamakta olduğu hayatın değerini belirler.
Dolayısıyla akademik bir felsefi çabadan ziyade, insanların halleriyle, yaşam biçimiyle, diniyle, inancıyla, siyasi görüşüyle, cinsiyetiyle bağımsız ele alınan bu felsefi görüş bireyin yaşam kalitesi ya da o yaşamı anlamlı hale getirmek için verdiği mücadeleyi betimler.
Elimizdeki çalışma her ne kadar psikolojik içerikli bir kitap olsa da aslında işlediği konular itibariyle bizi felsefeyle haşır neşir ediyor. Üç bölümden oluşan ve 288 sayfa olan kitabı okumanızı öneririm.



