Birleşmiş Milletler bugün askerî olarak değil, itibar bakımından çöküş riskiyle karşı karşıyadır. Eğer uluslararası toplum, BM kararlarının büyük güçler karşısında işlemediğine inanırsa, kurumun geriye kalan tek sermayesi olan itibarı da eriyecektir.
Birleşmiş Milletler’in Normatif Otoritesi’nin Kinetik Otorite Karşısında Çöküşünü izliyoruz.
Birleşmiş Milletler (BM), kuruluşundan bu yana uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında en temel kurumsal aktör olarak kabul edilmiştir.
Ancak son dönemde, özellikle sert güç uygulamalarına karşı bağlayıcı karar alamaması, BM’nin itibarı ve meşruiyet üretme kapasitesini ciddi biçimde tartışmaya açmıştır.
İtibarın Sermaye Niteliği vardır.
BM’nin ordusu, polisi veya doğrudan yaptırım gücü yoktur. Onu ayakta tutan tek unsur, devletlerin gözünde hâlâ “meşruiyet üretme kapasitesi” olduğuna dair inançtır.
Bu nedenle, BM’nin itibarı aslında kurumun tek sermayesidir. İtibar kaybı, normatif otoritenin laf cambazına dönüşmesi anlamına gelir.
Kinetik Otorite ve Normatif Otorite Çatışması yaşanıyor.
Hepimizin de bildiği gibi; Kinetik otorite, sert güç kullanımıyla otorite tesis etme biçimidir. Normatif otorite ise; hukukî normlar ve kolektif kararlarla meşruiyet üretme biçimidir.
BM’nin sessiz kaldığı her durumda, normatif otoritesi zayıflamaktadır; kinetik otorite ise fiilî düzen kurmaktadır.
Kinetik otorite ile normatif otoritenin çatışması; uluslararası hukukun bağlayıcılığını sorgulatır.
Çünkü; bir tarafta hukukun verdiği meşruiyet, diğer tarafta silahın dayattığı fiilî güç vardır.
Çifte Standart ve Meşruiyet Krizi derinleşmektedir.
Son altı ayda İran’ın saldırıları kınanırken, ABD ve İsrail’in sert güç uygulamalarında bağlayıcı karar alınmamış olması, Konsey’in taraflılığını gözler önüne sermiştir. Bu çifte standart, uluslararası hukuk söylemlerini “hamaset” haline getirme riskini doğurmaktadır.
Elbette BM hiçbir zaman tamamen tarafsız bir yapı olmadı.
Güvenlik Konseyi'nin veto sistemi zaten büyük güç siyasetinin kurumsal yansımasıdır.
Ancak sorun, güç siyasetinin varlığı değil, artık normatif görünümünü dahi sürdüremeyecek ölçüde görünür hale gelmesidir.
Uluslararası hukukun etkisizleştiği bir dünyada, küçük ve orta ölçekli devletlerin tek güvencesi de ortadan kalkar. Hukukun sustuğu yerde, silah konuşur.
Alternatif Güvenlik Mimarileri ilgi çekmektedir.
BM’nin itibarı zayıfladıkça, BRICS ve ŞİÖ gibi kuruluşlar cazip hale gelmektedir.
Bu yapılar; batı merkezli normatif otoriteye karşı “kinetik otoriteyi” meşruiyet kaynağı olarak öne çıkarabilmektedir.
Böylece BM’nin otoritesi gölgelenmesi ve çok kutuplu düzen yaklaşımının hızlanması sözkonusu olmaktadır.
Sonuç itibarıyla; BM’nin itibarı gerçekten tek sermayesidir.
Eğer bu sermaye erirse, aldığı kararlar “küçük çöplüğün kararları” gibi algılanır. Bu da uluslararası hukukun meşruiyet üretme kapasitesini yok eder.
Dolayısıyla, BM’nin sessizliği veya taraflılığı önemsiz değil; tam tersine, kurumun varlık sebebini tehdit eden en kritik risklerden biridir.
BM karar alamıyor.
Karar alamadıkça itibarı azalıyor.
İtibar azaldıkça devletler hukuka güvenmiyor.
Hukuka güven azalınca, güç meşruiyetin yerini alıyor.
Güç meşruiyetin yerini aldığında ise uluslararası düzen çözülmeye başlıyor.
Bu zincir kaçınılmaz sonucu doğurur.
O sonuç da; uluslararası hukuk dendiğinde hiçbir egemen devletin aklına BM gelmez.
Sorun yalnızca siyasi irade eksikliği değildir. Güvenlik Konseyi'nin veto sistemi, büyük güçlerin çıkarlarını uluslararası hukukun önüne koyabilmesine yapısal zemin hazırlamaktadır.
Naim Demirel’in BM Güvenlik Konseyi Kararları Çerçevesinde Mali Krizi başlıklı çalışmasında, Konsey’in 1990’lı yıllarda Yugoslavya krizinde sergilediği etkin tutumun uluslararası barış için umut doğurduğu, ancak kısa süre içinde çıkar temelli karar alma mekanizmasına geri dönüldüğü belirtilmektedir.
Demirel, Konsey’in “pozitif barış” (devlet içi barışın da uluslararası toplumun konusu olması) söylemini gündeme getirmesine rağmen, büyük güçlerin yeniden dengeye gelmesiyle bu söylemin içinin boşaldığını vurgular.
Bu analiz, BM’nin itibarı ve meşruiyet üretme kapasitesinin doğrudan karar alma süreçlerine bağlı olduğunu; çıkar temelli sessizliklerin ise uluslararası hukuk söylemlerini hamaset hale getirdiğini göstermektedir.
BM’nin seçici müdahelelerine Suriye İç Savaşı ve Gazze rahatlıkla eklenebilir.
İtibar bir sermayedir.
Sessizlik bu sermayeyi tüketir.
Çifte standart bu sermayeyi eritir.
Sermayesi tükenen bir kurum ise yalnızca tabeladan ibaret kalır.
Tarih bize gösteriyor ki, hukuk boşluk kabul etmez. Normatif otorite zayıfladığında, onun yerini mutlaka kinetik otorite doldurur. Birleşmiş Milletler'in bugün karşı karşıya olduğu asıl kriz de budur: Karar alamayan bir kurum olmaktan çıkıp, kararlarının artık kimse tarafından ciddiye alınmadığı bir yapıya dönüşme riski. Çünkü uluslararası sistemde itibar yalnızca bir prestij unsuru değil; meşruiyetin, güvenliğin ve barışın en değerli sermayesidir.
Hukuk Susarsa, Füzeler Konuşur….




