Muhammet Öztürk
Köşe Yazarı
Muhammet Öztürk
 

Asgari Ücretli Ne Zaman “Orta Gelirli” Oldu?

Türkiye’de asgari ücret tartışmaları her yıl aynı başlıkla açılıyor: “Ne kadar zam yapıldı?” Oysa asıl soru bu değil. Asıl soru şu olmalı: Asgari ücretli, artan vergiler karşısında gerçekten korunuyor mu? Rakamlar bu soruya rahatsız edici bir yanıt veriyor. 2016 yılında asgari ücretin brüt tutarı 1.647 TL idi. Aynı yıl gelir vergisinde %15’lik ilk dilimin üst sınırı 12.600 TL olarak uygulanıyordu. Aradan geçen on yılda asgari ücret brüt 33.030 TL’ye yükseldi. Artış katsayısı yaklaşık 15,079. İlk bakışta ciddi bir artış gibi görünüyor. Ancak aynı dönemde %15’lik vergi diliminin üst sınırı 190.000 TL’ye çıkarıldı. Bunun artış katsayısı ise 18,233. Yani vergi dilimleri, asgari ücretten yüzde 21 daha hızlı büyütüldü. Buraya kadar tablo “asgari ücretli lehine” gibi okunabilir. Ne de olsa vergi dilimi daha fazla artmıştır. Fakat tam da burada sistemin gizli kusuru ortaya çıkıyor. Çünkü vergi dilimleri yıllık, asgari ücret ise aylık ve kümülatif işler. Sonuç şu oluyor: Asgari ücretli, 2016 yılında %15’lik vergi dilimini yaklaşık 7,65 ayda doldururken, 2026 yılında bu süre 5,75 aya düşüyor. Yani bugün asgari ücretli, daha geniş görünen vergi dilimine rağmen üst vergi oranına yaklaşık iki ay daha erken yakalanıyor. Bu olgu iktisatta bilinir: Vergi dilimi sürüklenmesi (bracketcreep). Ancak Türkiye’de bu teknik kavram, artık sosyal bir probleme dönüşmüş durumda. Çünkü asgari ücretli, yılın ikinci yarısında fiilen %20’lik vergi oranıyla çalışmaya başlıyor. Ücreti artmıyor, refahı artmıyor, ama devlete ödediği vergi artıyor. Daha çarpıcı olan ise şu: 2026 yılında brüt ücreti 33.030 TL olan bir işçi, %20’lik dilimde kalırken; brüt ücreti yalnızca 303 TL daha fazla, yani 33.333,50 TL olan bir işçi, %27’lik dilime girme sınırına dayanıyor. Bu fark, ne bir sınıf atlamadır ne de mali güç artışıdır. Bu, yalnızca vergi sisteminin keskin eşiğidir. Küçük bir ücret artışı, daha yüksek marjinal vergiyle cezalandırılmaktadır. Burada mesele yalnızca matematik değildir. Mesele anayasal bir meseledir. Anayasa’nın 73. maddesi vergilerin mali güce göre alınacağını söyler. 55. maddesi, ücretin emeğin karşılığı olduğunu ve korunması gerektiğini vurgular. Sosyal devlet ilkesi ise, en kırılgan gelir grubunun özel olarak gözetilmesini zorunlu kılar. Asgari ücretlinin, yıl içinde hızla üst vergi dilimine itilmesi bu ilkelerle bağdaşmaz. Fiiliyatta olan şudur: Asgari ücret, hukuken “en düşük ücret” olmaya devam ederken, vergi sisteminde orta gelirli muamelesi görmektedir. Bu durum yalnızca gelir kaybı yaratmaz; kayıt dışı çalışmayı teşvik eder, ücret artışlarını anlamsızlaştırır, toplu pazarlık gücünü zayıflatır ve çalışanı devlete karşı psikolojik olarak yabancılaştırır. Vergi dilimleri asgari ücrete endekslenmedikçe, bu sorun her yıl büyüyecektir. Çözüm mümkündür: Asgari ücret düzeyindeki gelir ya tamamen vergiden muaf tutulmalı ya da sabit ve düşük bir oranla vergilendirilmelidir. Aksi halde asgari ücret, sosyal bir koruma aracı olmaktan çıkar; bütçe açığını kapatan sessiz bir tahsilat mekanizmasına dönüşür. Soruyu tekrar sormak gerekiyor: Asgari ücretli ne zaman orta gelirli oldu? Eğer bu soruya ikna edici bir yanıt veremiyorsak, sorun ücrette değil; vergi adaletindedir.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

Asgari Ücretli Ne Zaman “Orta Gelirli” Oldu?

Türkiye’de asgari ücret tartışmaları her yıl aynı başlıkla açılıyor: “Ne kadar zam yapıldı?” Oysa asıl soru bu değil. Asıl soru şu olmalı: Asgari ücretli, artan vergiler karşısında gerçekten korunuyor mu? Rakamlar bu soruya rahatsız edici bir yanıt veriyor.

2016 yılında asgari ücretin brüt tutarı 1.647 TL idi. Aynı yıl gelir vergisinde %15’lik ilk dilimin üst sınırı 12.600 TL olarak uygulanıyordu. Aradan geçen on yılda asgari ücret brüt 33.030 TL’ye yükseldi. Artış katsayısı yaklaşık 15,079. İlk bakışta ciddi bir artış gibi görünüyor. Ancak aynı dönemde %15’lik vergi diliminin üst sınırı 190.000 TL’ye çıkarıldı. Bunun artış katsayısı ise 18,233.

Yani vergi dilimleri, asgari ücretten yüzde 21 daha hızlı büyütüldü.

Buraya kadar tablo “asgari ücretli lehine” gibi okunabilir. Ne de olsa vergi dilimi daha fazla artmıştır. Fakat tam da burada sistemin gizli kusuru ortaya çıkıyor. Çünkü vergi dilimleri yıllık, asgari ücret ise aylık ve kümülatif işler. Sonuç şu oluyor: Asgari ücretli, 2016 yılında %15’lik vergi dilimini yaklaşık 7,65 ayda doldururken, 2026 yılında bu süre 5,75 aya düşüyor. Yani bugün asgari ücretli, daha geniş görünen vergi dilimine rağmen üst vergi oranına yaklaşık iki ay daha erken yakalanıyor.

Bu olgu iktisatta bilinir: Vergi dilimi sürüklenmesi (bracketcreep). Ancak Türkiye’de bu teknik kavram, artık sosyal bir probleme dönüşmüş durumda. Çünkü asgari ücretli, yılın ikinci yarısında fiilen %20’lik vergi oranıyla çalışmaya başlıyor. Ücreti artmıyor, refahı artmıyor, ama devlete ödediği vergi artıyor.

Daha çarpıcı olan ise şu: 2026 yılında brüt ücreti 33.030 TL olan bir işçi, %20’lik dilimde kalırken; brüt ücreti yalnızca 303 TL daha fazla, yani 33.333,50 TL olan bir işçi, %27’lik dilime girme sınırına dayanıyor. Bu fark, ne bir sınıf atlamadır ne de mali güç artışıdır. Bu, yalnızca vergi sisteminin keskin eşiğidir. Küçük bir ücret artışı, daha yüksek marjinal vergiyle cezalandırılmaktadır.

Burada mesele yalnızca matematik değildir. Mesele anayasal bir meseledir. Anayasa’nın 73. maddesi vergilerin mali güce göre alınacağını söyler. 55. maddesi, ücretin emeğin karşılığı olduğunu ve korunması gerektiğini vurgular. Sosyal devlet ilkesi ise, en kırılgan gelir grubunun özel olarak gözetilmesini zorunlu kılar. Asgari ücretlinin, yıl içinde hızla üst vergi dilimine itilmesi bu ilkelerle bağdaşmaz.

Fiiliyatta olan şudur: Asgari ücret, hukuken “en düşük ücret” olmaya devam ederken, vergi sisteminde orta gelirli muamelesi görmektedir. Bu durum yalnızca gelir kaybı yaratmaz; kayıt dışı çalışmayı teşvik eder, ücret artışlarını anlamsızlaştırır, toplu pazarlık gücünü zayıflatır ve çalışanı devlete karşı psikolojik olarak yabancılaştırır.

Vergi dilimleri asgari ücrete endekslenmedikçe, bu sorun her yıl büyüyecektir. Çözüm mümkündür: Asgari ücret düzeyindeki gelir ya tamamen vergiden muaf tutulmalı ya da sabit ve düşük bir oranla vergilendirilmelidir. Aksi halde asgari ücret, sosyal bir koruma aracı olmaktan çıkar; bütçe açığını kapatan sessiz bir tahsilat mekanizmasına dönüşür.

Soruyu tekrar sormak gerekiyor: Asgari ücretli ne zaman orta gelirli oldu?
Eğer bu soruya ikna edici bir yanıt veremiyorsak, sorun ücrette değil; vergi adaletindedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.