Hukuk, her zaman çözüm üretmez.
Bazen yalnızca sorunu görünür kılar.
Sarıyer Maden Mahallesi’nde yaşanan süreç, artık tam olarak bu aşamadadır. Yıllar boyunca ötelenen, idari düzeyde ele alınmayan bir planlama sorunu, bugün mahkeme dosyaları üzerinden tartışılmaktadır. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bir planlama ve kamu politikası sorunu, yalnızca yargı yoluyla çözülebilir mi?
Yargı, doğası gereği sınırlıdır. Önüne gelen uyuşmazlığı, tarafların iddia ve delilleri çerçevesinde değerlendirir. Mevzuata bakar, içtihatlara bakar ve bir karar verir. Ancak yargı, plan yapmaz. Yerleşim politikası oluşturmaz. Sosyolojik denge kurmaz. Bunlar idarenin görevidir.
Maden Mahallesi’nde açılan ortaklığın giderilmesi davaları, bu açıdan bir çözüm değil; çözüm eksikliğinin sonucudur. Mahkeme, cebri satış kararı verebilir. Bu karar hukuken doğru da olabilir. Ancak hukuka uygunluk ile adalet her zaman aynı şey değildir. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir taşınmazın paylaşımı değil; yıllar içinde oluşmuş bir yaşam düzenidir.
İdare devreye girmediği sürece, yargı ne kadar doğru karar verirse versin, sonuç eksik kalacaktır.
Bu eksiklik, teknik değil yapısaldır.
Sarıyer Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve merkezi idare, artık “yetki sınırları” arkasına saklanamaz. Çünkü sorun, bu sınırların dışında büyümüştür. Yetki sınırları, çözüm üretmemek için değil, çözümü doğru zeminde kurmak için vardır.
Yargının önüne gelen dosya, aslında idarenin çözmesi gereken bir dosyadır.
Bu nedenle Maden Mahallesi meselesinde asıl tartışılması gereken şey, mahkemenin ne karar vereceği değil; idarenin ne zaman sorumluluk alacağıdır.
Çünkü kamusal çözüm olmadan, yargısal çözüm hiçbir zaman tam olmaz.



