Türkiye’de kentler büyüyor; ama hukuk, planlama ve mülkiyet rejimi aynı hızda ilerlemiyor. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan krizler artık yalnızca bir mahallenin, bir belediyenin ya da bir davanın konusu olmaktan çıkmış durumda. Sarıyer Maden Mahallesi 912–913–914 adalarda yaşananlar, bu yapısal krizin en somut ve en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bu dosya, bir protestonun, bir şirketin ya da bir siyasi tartışmanın dosyası değildir. Bu dosya; mülkiyet hakkı, imar hukuku ve kamusal yarar arasındaki dengenin bozulduğu noktada devletin ne yapması gerektiğine dair bir kentsel adalet dosyasıdır.
Mesele Nedir?
Maden Mahallesi’nde binlerce parsel maliki, yıllardır fiili yerleşimin sürdüğü, imar ve parselasyon sorunları çözülememiş bir alanda yaşamaktadır. Bu alan, çok hisseli ve parçalı mülkiyet yapısı nedeniyle klasik imar uygulamalarıyla düzenlenememekte; belirsizlik hali hem bireyler hem de kamu açısından giderek ağırlaşmaktadır.
Bu tabloya ek olarak, söz konusu adalarda pay sahibi olan bir beton şirketi tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davası, sorunu yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir krize dönüştürmüştür. Zira bu dava, bir yanda şirketin anayasal mülkiyet hakkını, diğer yanda binlerce insanın barınma, yerleşik hayat ve meşru beklenti haklarını karşı karşıya getirmektedir.
Bu noktada sorun şudur: Bu dengeyi yalnızca özel hukuk araçlarıyla kurmak mümkün müdür?
Belediyecilik Neden Yetmiyor?
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “belediye çözsün” yaklaşımı, hukuki gerçeklikle örtüşmemektedir. Belediyeler, imar planı yapma ve uygulama yetkisine sahiptir; ancak çok hisseli mülkiyet, parselasyon hataları ve derdest yargı süreçleri söz konusu olduğunda, belediyecilik araçları tek başına yeterli değildir.
Bu nedenle Maden Mahallesi meselesi, bir belediye performans tartışması değil; merkezi ve yerel idarenin birlikte ele alması gereken bir kamu politikası sorunudur. Aksi hâlde belediyeler, çözüm üretmek yerine hukuki risklerin hedefi hâline gelmektedir.
Hukuki Çerçeve Ne Söylüyor?
Anayasa’nın 35’nci maddesi mülkiyet hakkını güvence altına alırken, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğini de açıkça düzenler. Aynı şekilde Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi, devlete yalnızca seyirci kalma değil, denge kurma yükümlülüğü yükler.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da nettir:
- Uzun süreli belirsizlikler mülkiyet hakkı ihlalidir.
- Ani ve ölçüsüz müdahaleler kabul edilemez.
- Kentsel dönüşüm ve kamulaştırma süreçlerinde meşru beklenti ve orantılılık esastır.
Maden Mahallesi dosyası, tam da bu içtihatların işaret ettiği gri alanda durmaktadır.
Çözüm Neden Kamu Hukukundan Geçiyor?
Bu dosyada yaşanan kriz, artık salt bir “izale-i şuyu davası” olarak görülemez. Sorun, özel hukukun sınırlarını aşmış; kamu hukuku müdahalesini zorunlu kılan bir nitelik kazanmıştır.
Büyük Proje Tartışması: Beton mu, Hukuk mu?
Kamuoyunda sıkça karşılaşılan “beton karşıtlığı” refleksi, bu dosyada meseleyi açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Sorun beton değil; plansızlık, hukuksuzluk ve belirsizliktir.
Planlı, şeffaf ve kamu denetimine açık bir büyük proje;
- Düzensizliği ortadan kaldırabilir,
- Altyapıyı güçlendirebilir,
- Yerinde dönüşümle sosyal dokuyu koruyabilir,
- Mülkiyet hakkını değersizleştirmek yerine güvence altına alabilir.
Ancak bunun ön şartı, projenin hukuki çerçevesinin doğru kurulması ve kamusal meşruiyetinin sağlanmasıdır.
Bu Dosya Neden Ulusal Ölçekte Önemlidir?
Maden Mahallesi örneği, İstanbul’a özgü değildir. Türkiye’nin birçok kentinde benzer sorunlar yaşanmaktadır: Altındağ’da, Gaziosmanpaşa’da, Sultanbeyli’de, Kadifekale’de, Mamak’ta…
Bu nedenle bu dosya, bir mahalle dosyası değil; Türkiye’nin kentsel dönüşüm, mülkiyet ve imar politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteren bir uyarıdır.
Son Söz
Maden Mahallesi dosyası bize şunu hatırlatıyor: Kentler yalnızca binalardan ibaret değildir. Kentler; hukukla, adaletle ve toplumsal rızayla ayakta durur.
Bu mesele bastırılamaz, ötelenemez, polemikle çözülemez.
Bu mesele ancak hukukla, kamusal akılla ve şeffaf bir iradeyle çözülebilir.
Bu dosya, tam da bu çağrıyı yapmaktadır.


