Av. Yasemin Bal
Köşe Yazarı
Av. Yasemin Bal
 

Boğaziçi’nde Mülkiyet

Boğaziçi, yalnızca bir coğrafya değildir.   Aynı zamanda Türkiye’nin hukukla kurduğu ilişkinin en hassas aynalarından biridir. Koruma, kamu yararı, mülkiyet hakkı ve devletin sorumluluğu bu aynada aynı anda görünür. Ve bazen, bu aynaya bakmak cesaret ister.   Sarıyer Maden Mahallesi’nde bugün yaşanan tartışma, idarenin iradesindeki bir imar meselesi, veya bireylerin iradesindeki bir mülkiyet davası meselesi olmanın çok ötesindedir.   Bu tartışma, devletin “yasakladığı” bir alanda yıllarca süren fiilî yerleşimin, hukuken nasıl anlamlandırılacağı sorusudur.   1983 tarihli Boğaziçi Kanunu ile birlikte öngörünüm alanları özel bir koruma rejimine alınmıştır. Bu tarihten önce yapı yapmış olan hissedarların hukuki durumu ile aynı parsellerde hiç yapı yapmamış hissedarların durumu aynı değildir. Aynı tapuda yer alsalar bile, aynı mülkiyet hakkına sahip olsalar bile hukuki gerçeklikleri farklıdır. Hukuk, bu farkı görmezden gelemez; gelmemelidir.   Bir tarafta, 1983 öncesinde yapı yapmış, uzun yıllar boyunca merkezi ve yerel idarenin elektrik, su, yol gibi altyapı hizmetlerinden yararlanmış, belediyenin fiilî varlığını kabul ettiği malik vardır. Diğer tarafta ise, yapı yapmamış, taşınmaz üzerindeki hakkını ekonomik veya hukuki olarak kullanamamış malik. Ortada ise; yapılaşmamış alanların hissedarının adli makamlarda açtığı  “ortaklığın giderilmesi” davası.   Peki soralım: Bu gerçekten yalnızca hissedarlar arasındaki bir mülkiyet uyuşmazlığı mıdır?Hayır.Belediyeler ve merkezi idarenin çözüm için elini taşın altına sokması gereken yapısal bir sorundur.   Sarıyer Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yıllar boyunca bu alanda ne yapmıştır, ne yapmamıştır? Yıkım yapmamış, sürekli ve istikrarlı bir idari müdahalede bulunmamış, fiilî yerleşime göz yummuş; buna karşılık altyapı hizmetleri sunmuştur. Hukukta buna “sessizlik” denmez. Buna idari eylemsizlik denir ve bu eylemsizlik, belirli koşullarda meşru beklenti doğurur.   Merkezi idare ise, Boğaziçi öngörünüm rejimini tesis etmiş; ancak bu rejimin yarattığı sosyal ve mülkiyet krizine karşı bütüncül bir çözüm modeli üretmemiştir. Ne kamulaştırma, ne yer değiştirme, ne de açık bir tasfiye politikası… Uzun süreli belirsizlik.   İşte tam bu noktada hukuk şunu söyler: Devlet, koruma politikası üretirken insanı ve mülkiyet hakkını sistem dışına itemez.   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre; devletin uzun süre sessiz kaldığı, fiilen yerleşime izin verdiği alanlarda, sonradan yalnızca “yasak” diyerek en ağır müdahalelere başvurması orantılı değildir. Ortaklığın giderilmesi davası atadan dededen kalan bir malın mülkiyetinin satış yoluyla paylaşılması da değildir.   Ortaklığın giderilmesi yoluyla cebri satışa zorlama çoğu zaman yıkımdan bile daha ağır sonuçlar doğurur. Mülkiyet taştan topraktan, ağaçtan, binadan ibaret değildir. Mülkiyet insanla ve insanın yaşamıyla doğrudan ilişkili bir hayat düzenidir.   Bugün Maden Mahallesi’nde tartışılması gereken soru şudur: Bu sorunu kim çözecek? Malik beton şirketi mi? Yerleşik malikler mi? Belediye mi? Yoksa merkezi idare mi?   Doğru cevap nettir: Bu sorun, maliklerin ve sakinlerin omuzuna bırakılamayacak kadar kamusaldır.   Kamulaştırma, yer değiştirme, uzlaşma veya başka bir kamusal çözüm… Hangisi seçilirse seçilsin, devletin ve belediyelerin masaya oturması zorunludur.   Aksi hâlde, ortaklığın giderilmesi adı altında yapılacak cebri satış, yalnızca bir taşınmazı değil; hukukun koruması gereken dengeyi de parçalayacaktır.   Boğaziçi’ni korumak salt Boğaziçi Öngörünüm Komisyonu’nun meselesi değildir.   Parsel maliklerinin meşru beklentilerini askıya almak devlet iradesinin tezahürü değildir.   Ortaklığın giderilmesi davası ve cebri icra yoluyla satış hukuk değildir.   Yerel ve merkezi idarenin parsel sahiplerinin omuzlarında yükselmesi meşru değildir. Sarıyer Maden Mahallesi’ndeki çözüm; devletin bir cerrah hassasiyetiyle, egemenlik ve iradesini, pozitif yükümlülükleriyle ve hukukun genel ilkeleriyle harmanlayarak geliştireceği “meşru ve adil” uygulama zinciridir. İLGİLİ HABERLER
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

Boğaziçi’nde Mülkiyet

Boğaziçi, yalnızca bir coğrafya değildir.

 

Aynı zamanda Türkiye’nin hukukla kurduğu ilişkinin en hassas aynalarından biridir.


Koruma, kamu yararı, mülkiyet hakkı ve devletin sorumluluğu bu aynada aynı anda görünür. Ve bazen, bu aynaya bakmak cesaret ister.

 

Sarıyer Maden Mahallesi’nde bugün yaşanan tartışma, idarenin iradesindeki bir imar meselesi, veya bireylerin iradesindeki bir mülkiyet davası meselesi olmanın çok ötesindedir.

 

Bu tartışma, devletin “yasakladığı” bir alanda yıllarca süren fiilî yerleşimin, hukuken nasıl anlamlandırılacağı sorusudur.

 

1983 tarihli Boğaziçi Kanunu ile birlikte öngörünüm alanları özel bir koruma rejimine alınmıştır. Bu tarihten önce yapı yapmış olan hissedarların hukuki durumu ile aynı parsellerde hiç yapı yapmamış hissedarların durumu aynı değildir. Aynı tapuda yer alsalar bile, aynı mülkiyet hakkına sahip olsalar bile hukuki gerçeklikleri farklıdır. Hukuk, bu farkı görmezden gelemez; gelmemelidir.

 

Bir tarafta, 1983 öncesinde yapı yapmış, uzun yıllar boyunca merkezi ve yerel idarenin elektrik, su, yol gibi altyapı hizmetlerinden yararlanmış, belediyenin fiilî varlığını kabul ettiği malik vardır. Diğer tarafta ise, yapı yapmamış, taşınmaz üzerindeki hakkını ekonomik veya hukuki olarak kullanamamış malik. Ortada ise; yapılaşmamış alanların hissedarının adli makamlarda açtığı  “ortaklığın giderilmesi” davası.

 

Peki soralım:
Bu gerçekten yalnızca hissedarlar arasındaki bir mülkiyet uyuşmazlığı mıdır?Hayır.Belediyeler ve merkezi idarenin çözüm için elini taşın altına sokması gereken yapısal bir sorundur.

 

Sarıyer Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yıllar boyunca bu alanda ne yapmıştır, ne yapmamıştır? Yıkım yapmamış, sürekli ve istikrarlı bir idari müdahalede bulunmamış, fiilî yerleşime göz yummuş; buna karşılık altyapı hizmetleri sunmuştur. Hukukta buna “sessizlik” denmez. Buna idari eylemsizlik denir ve bu eylemsizlik, belirli koşullarda meşru beklenti doğurur.

 

Merkezi idare ise, Boğaziçi öngörünüm rejimini tesis etmiş; ancak bu rejimin yarattığı sosyal ve mülkiyet krizine karşı bütüncül bir çözüm modeli üretmemiştir. Ne kamulaştırma, ne yer değiştirme, ne de açık bir tasfiye politikası… Uzun süreli belirsizlik.

 

İşte tam bu noktada hukuk şunu söyler:
Devlet, koruma politikası üretirken insanı ve mülkiyet hakkını sistem dışına itemez.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre; devletin uzun süre sessiz kaldığı, fiilen yerleşime izin verdiği alanlarda, sonradan yalnızca “yasak” diyerek en ağır müdahalelere başvurması orantılı değildir.

Ortaklığın giderilmesi davası atadan dededen kalan bir malın mülkiyetinin satış yoluyla paylaşılması da değildir.

 

Ortaklığın giderilmesi yoluyla cebri satışa zorlama çoğu zaman yıkımdan bile daha ağır sonuçlar doğurur. Mülkiyet taştan topraktan, ağaçtan, binadan ibaret değildir. Mülkiyet insanla ve insanın yaşamıyla doğrudan ilişkili bir hayat düzenidir.

 

Bugün Maden Mahallesi’nde tartışılması gereken soru şudur:
Bu sorunu kim çözecek?

Malik beton şirketi mi?

Yerleşik malikler mi?

Belediye mi?
Yoksa merkezi idare mi?

 

Doğru cevap nettir: Bu sorun, maliklerin ve sakinlerin omuzuna bırakılamayacak kadar kamusaldır.

 

Kamulaştırma, yer değiştirme, uzlaşma veya başka bir kamusal çözüm… Hangisi seçilirse seçilsin, devletin ve belediyelerin masaya oturması zorunludur.

 

Aksi hâlde, ortaklığın giderilmesi adı altında yapılacak cebri satış, yalnızca bir taşınmazı değil; hukukun koruması gereken dengeyi de parçalayacaktır.

 

Boğaziçi’ni korumak salt Boğaziçi Öngörünüm Komisyonu’nun meselesi değildir.

 

Parsel maliklerinin meşru beklentilerini askıya almak devlet iradesinin tezahürü değildir.

 

Ortaklığın giderilmesi davası ve cebri icra yoluyla satış hukuk değildir.

 

Yerel ve merkezi idarenin parsel sahiplerinin omuzlarında yükselmesi meşru değildir.


Sarıyer Maden Mahallesi’ndeki çözüm; devletin bir cerrah hassasiyetiyle, egemenlik ve iradesini, pozitif yükümlülükleriyle ve hukukun genel ilkeleriyle harmanlayarak geliştireceği “meşru ve adil” uygulama zinciridir.

İLGİLİ HABERLER

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.