Av. Yasemin Bal
Köşe Yazarı
Av. Yasemin Bal
 

Belirsizlik Bir Politika mıdır?

Boğaziçi yalnızca bir coğrafya değildir. Aynı zamanda devletin mülkiyetle, yurttaşla ve zamanla kurduğu ilişkinin en hassas aynalarından biridir. Bu aynaya uzun süre bakıldığında bazen görünen şey bir yasak ya da açık bir karar değildir. Tam tersine, konuşulmayan, askıda bırakılan ve adı konmayan bir süreçtir. Karar yoktur; ama sonuç vardır. Sarıyer Maden Mahallesi’nde yer alan 912, 913 ve 914 numaralı parseller tam da bu sessizliğin içinde durmaktadır. Malik sayısı çoktur. Kırk yıla yakın bir zamandır çözüm yoktur.  Ve bu çözümsüzlük artık teknik bir sorun olmaktan çıkmış, mülkiyet hakkının içini yavaş yavaş boşaltan yapısal bir duruma dönüşmüştür. Tapu vardır, ama tapunun vaat ettiği hukuki güvenlik yoktur. Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Belirsizlik gerçekten kendiliğinden mi oluşur, yoksa bazen bilinçli bir yönetim biçimine mi dönüşür? Mülkiyet hakkı yalnızca tapu siciline kayıtlı olmak değildir. Mülkiyet, aynı zamanda öngörülebilirliktir. Geleceğe dair makul bir beklentidir. Devletin hangi durumda ne yapacağını, hangi durumda neyi yapmayacağını bilebilmektir. Uzayan idari sessizlik bu beklentiyi aşındırır. Tapu yerinde durur; fakat mülkiyet anlam kaybeder. Malik, hakkını kullanamadığı bir sahipliğin içine hapsolur. Bu dosyada dikkat çekilmesi gereken husus, herhangi bir idarenin açık bir ret kararından ziyade, hiçbir karar vermemeyi tercih etmiş olmasıdır. Oysa idare hukukunda sessizlik her zaman “tarafsız-etkileşimsiz” değildir. Sözsüz etkileşim, söz ötesi etkileşim, uzun süreçlerde kendiliğinden taraf durma sonuçları yaratabilir. Bazı durumlarda da sessizlik, fiili ve kalıcı sonuçlar doğurur. Uzayan sessizlik, kişileri kendi aralarında çözümsüzlüğe mahkûm eder. Çok malikli taşınmazlar kilitlenir. İyi niyetli maliklerin iradesi, süreci kilitleyen menfaat davranışları karşısında etkisizleşir. Bu noktada “ortaklığın giderilmesi” kurumu çoğu zaman yanlış bir yerden tartışılır. Ortaklığın giderilmesi, çoğu kez “rant” kelimesiyle yan yana anılır. Oysa burada söz konusu olan rant üretmek değil, belirsizliği sona erdirmektir. Tek malik üretimi başlı başına bir amaç olmamalıdır. Ancak bazı dosyalarda, başka hiçbir yol kalmadığında, hukukun sunduğu son meşru araç olarak karşımıza çıkar. Ancak bu meşruiyet salt yasa üzerine bir meşruiyettir. Hukuki meşruiyet yada etik meşruiyet olup olmadığı tartışılmalıdır. Mesele; mülkiyet meselesinin yasal zeminde tek malikle meşrulaştırılması değil,  vicdanlardaki meşruiyetinin sağlanması meselesidir. Boğaziçi rejimi de bu tartışmada sıklıkla yanlış konumlandırılmaktadır. Koruma kavramı, donmuşluk anlamına gelmez. Koruma, kamu yararını esas alır. Kamu yararı ise yalnızca manzarayı değil, o manzaranın içinde yaşayan insanların hukuki güvenliğini de kapsar. Yıllarca süren bir belirsizlik ne korumadır ne de kamu yararıdır; olsa olsa yönetsel bir boşluktur. Bu dosya yerel ve merkezi idareden talepler içeren bir dosya değildir. Bu dosya merkezi ve yerel idariyi suçlayan bir dosya da değildir. Bu dosya, bu meseleye ileride dönülüp bakıldığında “bu mesele ne zaman bu hale geldi?” sorusuna verilecek cevaplar silsilesidir. Bir kayıttır. Hukukun sustuğu veya yüksek sertlikte konuştuğu yerde, hafızanın susmaması için tutulmuş bir nottur. Devlet konuşmadığında ve yüksek sertlikte konuştuğunda belirsizlik görünür hale gelir. Belirsizlik görünür hale geldiğinde ise hukuk susar. Bu görünürlük ne kadar uzarsa, mülkiyet o kadar aşınır. Bugün Sarıyer Maden Mahallesi’nde yaşanan tam olarak budur. Bu dosya burada bitmiyor. Aksine, asıl şimdi başlıyor.  
Ekleme Tarihi: 20 Ocak 2026 -Salı

Belirsizlik Bir Politika mıdır?

Boğaziçi yalnızca bir coğrafya değildir. Aynı zamanda devletin mülkiyetle, yurttaşla ve zamanla kurduğu ilişkinin en hassas aynalarından biridir. Bu aynaya uzun süre bakıldığında bazen görünen şey bir yasak ya da açık bir karar değildir. Tam tersine, konuşulmayan, askıda bırakılan ve adı konmayan bir süreçtir. Karar yoktur; ama sonuç vardır.

Sarıyer Maden Mahallesi’nde yer alan 912, 913 ve 914 numaralı parseller tam da bu sessizliğin içinde durmaktadır. Malik sayısı çoktur. Kırk yıla yakın bir zamandır çözüm yoktur.  Ve bu çözümsüzlük artık teknik bir sorun olmaktan çıkmış, mülkiyet hakkının içini yavaş yavaş boşaltan yapısal bir duruma dönüşmüştür. Tapu vardır, ama tapunun vaat ettiği hukuki güvenlik yoktur.

Burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Belirsizlik gerçekten kendiliğinden mi oluşur, yoksa bazen bilinçli bir yönetim biçimine mi dönüşür?

Mülkiyet hakkı yalnızca tapu siciline kayıtlı olmak değildir. Mülkiyet, aynı zamanda öngörülebilirliktir. Geleceğe dair makul bir beklentidir. Devletin hangi durumda ne yapacağını, hangi durumda neyi yapmayacağını bilebilmektir. Uzayan idari sessizlik bu beklentiyi aşındırır. Tapu yerinde durur; fakat mülkiyet anlam kaybeder. Malik, hakkını kullanamadığı bir sahipliğin içine hapsolur.

Bu dosyada dikkat çekilmesi gereken husus, herhangi bir idarenin açık bir ret kararından ziyade, hiçbir karar vermemeyi tercih etmiş olmasıdır. Oysa idare hukukunda sessizlik her zaman “tarafsız-etkileşimsiz” değildir. Sözsüz etkileşim, söz ötesi etkileşim, uzun süreçlerde kendiliğinden taraf durma sonuçları yaratabilir. Bazı durumlarda da sessizlik, fiili ve kalıcı sonuçlar doğurur. Uzayan sessizlik, kişileri kendi aralarında çözümsüzlüğe mahkûm eder. Çok malikli taşınmazlar kilitlenir. İyi niyetli maliklerin iradesi, süreci kilitleyen menfaat davranışları karşısında etkisizleşir.

Bu noktada “ortaklığın giderilmesi” kurumu çoğu zaman yanlış bir yerden tartışılır. Ortaklığın giderilmesi, çoğu kez “rant” kelimesiyle yan yana anılır. Oysa burada söz konusu olan rant üretmek değil, belirsizliği sona erdirmektir. Tek malik üretimi başlı başına bir amaç olmamalıdır. Ancak bazı dosyalarda, başka hiçbir yol kalmadığında, hukukun sunduğu son meşru araç olarak karşımıza çıkar. Ancak bu meşruiyet salt yasa üzerine bir meşruiyettir. Hukuki meşruiyet yada etik meşruiyet olup olmadığı tartışılmalıdır. Mesele; mülkiyet meselesinin yasal zeminde tek malikle meşrulaştırılması değil,  vicdanlardaki meşruiyetinin sağlanması meselesidir.

Boğaziçi rejimi de bu tartışmada sıklıkla yanlış konumlandırılmaktadır. Koruma kavramı, donmuşluk anlamına gelmez. Koruma, kamu yararını esas alır. Kamu yararı ise yalnızca manzarayı değil, o manzaranın içinde yaşayan insanların hukuki güvenliğini de kapsar. Yıllarca süren bir belirsizlik ne korumadır ne de kamu yararıdır; olsa olsa yönetsel bir boşluktur.

Bu dosya yerel ve merkezi idareden talepler içeren bir dosya değildir. Bu dosya merkezi ve yerel idariyi suçlayan bir dosya da değildir. Bu dosya, bu meseleye ileride dönülüp bakıldığında “bu mesele ne zaman bu hale geldi?” sorusuna verilecek cevaplar silsilesidir. Bir kayıttır. Hukukun sustuğu veya yüksek sertlikte konuştuğu yerde, hafızanın susmaması için tutulmuş bir nottur.

Devlet konuşmadığında ve yüksek sertlikte konuştuğunda belirsizlik görünür hale gelir. Belirsizlik görünür hale geldiğinde ise hukuk susar. Bu görünürlük ne kadar uzarsa, mülkiyet o kadar aşınır. Bugün Sarıyer Maden Mahallesi’nde yaşanan tam olarak budur.

Bu dosya burada bitmiyor.
Aksine, asıl şimdi başlıyor.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.