Öğretim Üyesi Dr. Burak Aslanmirza açıkladı: Millet olma bilinci Çanakkale'de mi başladı?

Özel Haberler 18.03.2026 - 15:57, Güncelleme: 18.03.2026 - 16:17
 

Öğretim Üyesi Dr. Burak Aslanmirza açıkladı: Millet olma bilinci Çanakkale'de mi başladı?

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, Kocaeli Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Elemanı Sayın Dr. Burak Aslanmirza ile bu kültürel zaferin Türkiye’nin toplumsal yapısını nasıl şekillendirdiğini ve savaşın bilinmeyen askeri gerçeklerini konuştuk. Dr. Aslanmirza, Çanakkale’nin bir "millet mefhumu" inşa etmesinden cephedeki modern donanıma kadar pek çok kritik noktayı değerlendirdi.
Çanakkale Savaşı’nın sadece askeri bir başarı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Burak Aslanmirza, bu sürecin toplumsal hafızadaki yerini şu sözlerle aktardı: “Geçmişte yaşanan bazı büyük olaylar, toplumların hafızalarında yer bırakırlar. Çanakkale Savaşı’nı tabii ki tek başına özel bir durum olarak incelememeliyiz. Bizim için bu savaş, Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı kanadındaki en önemli olayıdır. Cihan Harbi içerisinde Çanakkale Savaşı bizim için konjonktürel olarak kıymet kazanır. Fakat Çanakkale Savaşı içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan halkların yaptıkları fedakarlıklar ve bu savaşın bir zaferle sonuçlanması, nihayetinde Osmanlı’da bir özgüven yarattı. Bu özgüven daha sonra savaşın hatırlanma biçimini de etkileyecektir. Türk milletinin kimliğinin ve millet mefhumunun inşa edilmesinde Çanakkale, bunun timsallerinden biri haline gelecektir. Balkan güçlerinden çıkmış olan ve henüz ulus olduğunun farkında olmayan bir ulus, 1914’te kendisini Balkan Harbi’nin yaraları sarılmadan yeniden bir harbin içerisinde bulmuştur.” “SAVAŞ SADECE CEPHEDE DEĞİLDİ” Savaşın sadece cephede yaşanmadığını, halkın gündelik hayatında da büyük bir mücadele verildiğini ifade eden Dr. Aslanmirza, süreci şöyle detaylandırdı: “Halk zaten Balkanlardaki savaştan yorgunken , bu sefer sadece Balkan coğrafyasını değil, imparatorluğun bütün coğrafyasını etkisi altına alan bir savaşın içine girdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda insanların yine büyük fedakarlıklar yapmaları gerekecekti. Öncelikle erkekler silah altına alındı ve büyük bir seferberlik yarışı başladı. Savaş sırasında ortaya çıkan lojistik kırılmalar bütün devletlerde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da enflasyona sebebiyet verdi. Özellikle eken ve biçen erkeklerin silah altına alınmış olması tarımsal üretkenliği azalttı ve temel gıda ürünlerinde fiyat artışı oluşmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli ayrıntısı burada gizlidir; savaş sadece cephede savaşanlar tarafından yürütülmüyor, cephenin arkasında da bir savaş devam ediyordu. Bu durum, insanların gündelik hayatlarında büyük fedakarlıklar yapmalarını gerektiriyordu.” “ÇANAKKALE SAVAŞI’NDA İLKLERİ GÖRMEYE BAŞLIYORUZ” Savaşın sürdürülebilirliği için halk desteğinin önemine değinen Dr. Aslanmirza, şu bilgileri verdi: “Hükümetler savaşı sürdürebilmek için halka sürekli ikna ve irşat teknikleri uyguladılar. Diğer yandan savaşın sürdürülebilmesi için halk desteğine ihtiyaç vardı. Hiçbir hükümet halk desteği olmaksızın bunu sürdüremez; bu desteği temin edebilmek için de halkı ikna edecek araçlar geliştirilmesi lazımdır. Bu nedenle Çanakkale Savaşı ile birlikte Osmanlı’da ilkleri görmeye başlıyoruz. Örneğin, Çanakkale kadar derinden yansıtılan bir cephe muhabirliği daha önce söz konusu değildi. Motivasyon amacıyla her gün gazetelerde Çanakkale’deki olumlu gelişmeler halkla paylaşılıyordu. İstanbul’un işgal edilmemesi için şiirlerde, hikayelerde ve köşe yazılarında halkı fedakarlığa çağıran, bunun bir varoluş meselesi olduğunu telkin eden yazılarla karşılaşmaya başladık. Dolayısıyla aslında hafıza daha ilk günlerde yaratılmaya başlandı.” Dr. Aslanmirza, yardım kampanyalarının toplumsal etkisini ise şu şekilde aktardı: “İkinci Meşrutiyet döneminde bu faaliyetler genişletildi; örneğin Donanma Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyet, Osmanlı donanmasına modern gemiler almak için yardım kampanyaları başlatarak bağış topladı. Çanakkale Zaferi de bizatihi bu savaşı sürdürmek için bir propaganda unsuru oldu. Bu her ülkede vardır; büyük kazanımlar, halka yapılan fedakarlıkların karşılıksız kalmadığını göstermek için kullanılır. Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki hükümeti Çanakkale Savaşı’nı bayraklaştırmıştır. Hilal-i Ahmer (Kızılay) yardım kampanyaları başlatarak rozetler yaptırmış, davetler vermiş ve kartpostal satmıştır. Böylece Çanakkale, büyük devletlere karşı bir varoluş mücadelesinin sembolü olarak gündelik hayatta yer etmiştir.” GELİNCİK SEMBOLÜNÜN MİLLİ MÜCADELE’DE YERİ NEDİR? Çanakkale’nin Milli Mücadele ile olan bağını ve insani boyutunu vurgulayan Dr. Aslanmirza ifadelerini şöyle sürdürdü: “Erken Cumhuriyet döneminde Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı’nın adeta ilk kesiti gibi görüldü. Toplumsal bellekte insanlar Çanakkale’yi Milli Mücadele’den pek ayıramazlar ve onu Milli Mücadele’nin bir öncüsü gibi idrak ederler. Bu doğrudur; çünkü o dönem Çanakkale Savaşı’na yüklenen anlamlar ve sembolize ettiği değerler, Milli Mücadele’nin ruhuyla birebir örtüşür. Ayrıca Gelibolu Yarımadası’ndaki gelincikler, hem dünyada hem de Türkiye’de şehitlerin sembolü haline gelmiştir. Bu savaş sadece Türk ve Müslüman halkların direniş savaşı değildi; aynı zamanda büyük devletlerin, emriyle hiç bilmedikleri topraklara getirdiği Avustralyalı ve Yeni Zelandalı koloni askerlerinin de savaşıydı. Siper savaşları sırasında yaşanan yoksunluklar ve fecaatlerin ardından, Gelibolu’da yatan bütün askerler kökenleri ne olursa olsun gelincik ile örtüldü. Bu gelincik bugün evrensel bir sembol olarak yaşamaya devam ediyor.” ASKERİ DONANIM VE LOJİSTİK GERÇEKLER Ordunun durumuna dair yanlış algıları düzelten Dr. Aslanmirza, teknik verileri şöyle paylaştı: “Osmanlı ordusu zannedildiği gibi ayağında çarıkla veya paçavralar içinde savaşmış değildir. Tam tersine Çanakkale Cephesi, Osmanlı ordusunun en hazır ve en donanımlı olduğu cephelerden bir tanesidir. Burası iç cephedir ve İstanbul’a çok yakındır; dolayısıyla burayı savunmasız bırakmak tahayyül edilemez. Paçavralar içindeki çocukları gösteren fotoğraflar genellikle kurmacadır ve cephe gerisinde yardımcı olan sivil halka aittir. Askerin durumu hiç de içler acısı değildir; ellerinde Almanya’dan gelen son model silahlar bulunuyordu. Rus ordusu gibi silah yokluğu çeken bir ordu yoktu. Çanakkale’de deniz harekatının başarısız olmasını sağlayan, tepelerin arkasına gizlenen ve Boğaz’ı menzili içine alan seyyar topçu bataryalarıydı. Buradaki asıl mesele eldeki yokluk değil, sıcak çatışma hattına cephane tedarikiyle ilgili lojistik sorunlardı.” "MEHMET AKİF ERSOY'UN DA DEDİĞİ GİBİ..." Siper savaşlarının yarattığı yıkıma dikkat çeken Dr. Aslanmirza,“Çanakkale Savaşı’nı asıl felaket hale getiren şey, Birinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan siper savaşlarıdır. Keskin nişancılar, makinalı tüfekler ve dikenli tellerle tahkim edilen bu siperlerde yaşam koşulları insani boyutta oldukça sıkıntılıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın aktardığı gibi karşılıklı siperler arasındaki mesafenin 8 metreye kadar indiği bu dar alanlarda bulunmak, bir insanın ruh halinin kolayca kaldırabileceği bir mesele değildir. Bütün savaşlar birer insaniyet dramıdır ve hayatın tüm güzelliklerini yutan bir kabus gibidir. Bu yüzden, eski savaşlar toplumsal hafızada yeni savaşlardan kaçınmanın sembolü olarak kalmalıdır; yeni olası savaşları romantikleştirmenin araçları olarak değil. Konuyla alakalaı sözlerimi o dönemin şairi Mehmet Akif Ersoy’un sözleriyle bitirmek istiyorum, ‘Allah bir daha böyle bir savaş yaşatmasın’”   Son dönemde yaşanan Orta Doğu’daki savaşa değinerek sözlerini tamamlayan Dr. Burak Aslanmirza, “Bugün maalesef "çıldırmış" bir dünya siyasetine tanıklık ediyoruz. Umuyorum ki bütün savaş çılgınlıkları bir an evvel son bulur ve herkes hak ettiği şekilde insanca bür yaşam sürer” şeklinde konuşmasını sonlandırdı.
18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, Kocaeli Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Elemanı Sayın Dr. Burak Aslanmirza ile bu kültürel zaferin Türkiye’nin toplumsal yapısını nasıl şekillendirdiğini ve savaşın bilinmeyen askeri gerçeklerini konuştuk. Dr. Aslanmirza, Çanakkale’nin bir "millet mefhumu" inşa etmesinden cephedeki modern donanıma kadar pek çok kritik noktayı değerlendirdi.

Çanakkale Savaşı’nın sadece askeri bir başarı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Burak Aslanmirza, bu sürecin toplumsal hafızadaki yerini şu sözlerle aktardı: “Geçmişte yaşanan bazı büyük olaylar, toplumların hafızalarında yer bırakırlar. Çanakkale Savaşı’nı tabii ki tek başına özel bir durum olarak incelememeliyiz. Bizim için bu savaş, Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı kanadındaki en önemli olayıdır. Cihan Harbi içerisinde Çanakkale Savaşı bizim için konjonktürel olarak kıymet kazanır. Fakat Çanakkale Savaşı içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan halkların yaptıkları fedakarlıklar ve bu savaşın bir zaferle sonuçlanması, nihayetinde Osmanlı’da bir özgüven yarattı. Bu özgüven daha sonra savaşın hatırlanma biçimini de etkileyecektir. Türk milletinin kimliğinin ve millet mefhumunun inşa edilmesinde Çanakkale, bunun timsallerinden biri haline gelecektir. Balkan güçlerinden çıkmış olan ve henüz ulus olduğunun farkında olmayan bir ulus, 1914’te kendisini Balkan Harbi’nin yaraları sarılmadan yeniden bir harbin içerisinde bulmuştur.”

“SAVAŞ SADECE CEPHEDE DEĞİLDİ”

Savaşın sadece cephede yaşanmadığını, halkın gündelik hayatında da büyük bir mücadele verildiğini ifade eden Dr. Aslanmirza, süreci şöyle detaylandırdı: “Halk zaten Balkanlardaki savaştan yorgunken , bu sefer sadece Balkan coğrafyasını değil, imparatorluğun bütün coğrafyasını etkisi altına alan bir savaşın içine girdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda insanların yine büyük fedakarlıklar yapmaları gerekecekti. Öncelikle erkekler silah altına alındı ve büyük bir seferberlik yarışı başladı. Savaş sırasında ortaya çıkan lojistik kırılmalar bütün devletlerde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da enflasyona sebebiyet verdi. Özellikle eken ve biçen erkeklerin silah altına alınmış olması tarımsal üretkenliği azalttı ve temel gıda ürünlerinde fiyat artışı oluşmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli ayrıntısı burada gizlidir; savaş sadece cephede savaşanlar tarafından yürütülmüyor, cephenin arkasında da bir savaş devam ediyordu. Bu durum, insanların gündelik hayatlarında büyük fedakarlıklar yapmalarını gerektiriyordu.”

ÇANAKKALE SAVAŞI’NDA İLKLERİ GÖRMEYE BAŞLIYORUZ”

Savaşın sürdürülebilirliği için halk desteğinin önemine değinen Dr. Aslanmirza, şu bilgileri verdi: “Hükümetler savaşı sürdürebilmek için halka sürekli ikna ve irşat teknikleri uyguladılar. Diğer yandan savaşın sürdürülebilmesi için halk desteğine ihtiyaç vardı. Hiçbir hükümet halk desteği olmaksızın bunu sürdüremez; bu desteği temin edebilmek için de halkı ikna edecek araçlar geliştirilmesi lazımdır. Bu nedenle Çanakkale Savaşı ile birlikte Osmanlı’da ilkleri görmeye başlıyoruz. Örneğin, Çanakkale kadar derinden yansıtılan bir cephe muhabirliği daha önce söz konusu değildi. Motivasyon amacıyla her gün gazetelerde Çanakkale’deki olumlu gelişmeler halkla paylaşılıyordu. İstanbul’un işgal edilmemesi için şiirlerde, hikayelerde ve köşe yazılarında halkı fedakarlığa çağıran, bunun bir varoluş meselesi olduğunu telkin eden yazılarla karşılaşmaya başladık. Dolayısıyla aslında hafıza daha ilk günlerde yaratılmaya başlandı.”

Dr. Aslanmirza, yardım kampanyalarının toplumsal etkisini ise şu şekilde aktardı: “İkinci Meşrutiyet döneminde bu faaliyetler genişletildi; örneğin Donanma Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyet, Osmanlı donanmasına modern gemiler almak için yardım kampanyaları başlatarak bağış topladı. Çanakkale Zaferi de bizatihi bu savaşı sürdürmek için bir propaganda unsuru oldu. Bu her ülkede vardır; büyük kazanımlar, halka yapılan fedakarlıkların karşılıksız kalmadığını göstermek için kullanılır. Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki hükümeti Çanakkale Savaşı’nı bayraklaştırmıştır. Hilal-i Ahmer (Kızılay) yardım kampanyaları başlatarak rozetler yaptırmış, davetler vermiş ve kartpostal satmıştır. Böylece Çanakkale, büyük devletlere karşı bir varoluş mücadelesinin sembolü olarak gündelik hayatta yer etmiştir.”

GELİNCİK SEMBOLÜNÜN MİLLİ MÜCADELE’DE YERİ NEDİR?

Çanakkale’nin Milli Mücadele ile olan bağını ve insani boyutunu vurgulayan Dr. Aslanmirza ifadelerini şöyle sürdürdü: “Erken Cumhuriyet döneminde Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı’nın adeta ilk kesiti gibi görüldü. Toplumsal bellekte insanlar Çanakkale’yi Milli Mücadele’den pek ayıramazlar ve onu Milli Mücadele’nin bir öncüsü gibi idrak ederler. Bu doğrudur; çünkü o dönem Çanakkale Savaşı’na yüklenen anlamlar ve sembolize ettiği değerler, Milli Mücadele’nin ruhuyla birebir örtüşür. Ayrıca Gelibolu Yarımadası’ndaki gelincikler, hem dünyada hem de Türkiye’de şehitlerin sembolü haline gelmiştir. Bu savaş sadece Türk ve Müslüman halkların direniş savaşı değildi; aynı zamanda büyük devletlerin, emriyle hiç bilmedikleri topraklara getirdiği Avustralyalı ve Yeni Zelandalı koloni askerlerinin de savaşıydı. Siper savaşları sırasında yaşanan yoksunluklar ve fecaatlerin ardından, Gelibolu’da yatan bütün askerler kökenleri ne olursa olsun gelincik ile örtüldü. Bu gelincik bugün evrensel bir sembol olarak yaşamaya devam ediyor.”

ASKERİ DONANIM VE LOJİSTİK GERÇEKLER

Ordunun durumuna dair yanlış algıları düzelten Dr. Aslanmirza, teknik verileri şöyle paylaştı: “Osmanlı ordusu zannedildiği gibi ayağında çarıkla veya paçavralar içinde savaşmış değildir. Tam tersine Çanakkale Cephesi, Osmanlı ordusunun en hazır ve en donanımlı olduğu cephelerden bir tanesidir. Burası iç cephedir ve İstanbul’a çok yakındır; dolayısıyla burayı savunmasız bırakmak tahayyül edilemez. Paçavralar içindeki çocukları gösteren fotoğraflar genellikle kurmacadır ve cephe gerisinde yardımcı olan sivil halka aittir. Askerin durumu hiç de içler acısı değildir; ellerinde Almanya’dan gelen son model silahlar bulunuyordu. Rus ordusu gibi silah yokluğu çeken bir ordu yoktu. Çanakkale’de deniz harekatının başarısız olmasını sağlayan, tepelerin arkasına gizlenen ve Boğaz’ı menzili içine alan seyyar topçu bataryalarıydı. Buradaki asıl mesele eldeki yokluk değil, sıcak çatışma hattına cephane tedarikiyle ilgili lojistik sorunlardı.”

"MEHMET AKİF ERSOY'UN DA DEDİĞİ GİBİ..."

Siper savaşlarının yarattığı yıkıma dikkat çeken Dr. Aslanmirza,Çanakkale Savaşı’nı asıl felaket hale getiren şey, Birinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan siper savaşlarıdır. Keskin nişancılar, makinalı tüfekler ve dikenli tellerle tahkim edilen bu siperlerde yaşam koşulları insani boyutta oldukça sıkıntılıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın aktardığı gibi karşılıklı siperler arasındaki mesafenin 8 metreye kadar indiği bu dar alanlarda bulunmak, bir insanın ruh halinin kolayca kaldırabileceği bir mesele değildir. Bütün savaşlar birer insaniyet dramıdır ve hayatın tüm güzelliklerini yutan bir kabus gibidir. Bu yüzden, eski savaşlar toplumsal hafızada yeni savaşlardan kaçınmanın sembolü olarak kalmalıdır; yeni olası savaşları romantikleştirmenin araçları olarak değil. Konuyla alakalaı sözlerimi o dönemin şairi Mehmet Akif Ersoy’un sözleriyle bitirmek istiyorum, ‘Allah bir daha böyle bir savaş yaşatmasın’”  

Son dönemde yaşanan Orta Doğu’daki savaşa değinerek sözlerini tamamlayan Dr. Burak Aslanmirza, “Bugün maalesef "çıldırmış" bir dünya siyasetine tanıklık ediyoruz. Umuyorum ki bütün savaş çılgınlıkları bir an evvel son bulur ve herkes hak ettiği şekilde insanca bür yaşam sürer” şeklinde konuşmasını sonlandırdı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.