Av. Yasemin Bal
Köşe Yazarı
Av. Yasemin Bal
 

Ortaklığın Giderilmesi Hukuk mu?

Hukuk bazen konuşarak değil, susarak ihlal edilir. Boğaziçi öngörünüm alanlarında yaşanan mülkiyet krizinin en görünmez ama en ağır boyutu, idarenin uzun yıllar süren sessizliğidir. Bu sessizlik; ne açık bir yasaklama iradesidir, ne de açık bir izin. Ama sonuçları itibarıyla, her ikisinden de daha belirleyicidir. Sarıyer Maden Mahallesi örneğinde olduğu gibi, öngörünüm alanında kalan taşınmazlarda devlet, belediyeler ve merkezi idare eliyle yıllar boyunca fiilî bir denge kurulmuştur. Yapılar yıkılmamış, altyapı hizmetleri götürülmüş, nüfus kaydı yapılmış, adresler tanınmış, seçimler yapılmış, vergiler alınmıştır. Hukuken “yasak” olan bir alanda, fiilen “yaşam” devam etmiştir. Bu noktada kritik soru şudur: Devletin uzun süre boyunca fiilen kabul ettiği bir yerleşim düzeni, bir gün yalnızca özel hukuk araçlarıyla tasfiye edilebilir mi? Ortaklığın giderilmesi davaları, klasik mülkiyet hukukunda masum bir paylaşım mekanizmasıdır. Ancak bu davanın, öngörünüm alanı gibi özel koruma rejimine tabi, yapılaşmanın idarece fiilen tolere edildiği alanlarda kullanılması, niteliği itibarıyla farklıdır. Burada artık taraflar arasındaki bir menfaat çatışması değil, kamusal bir planlama sorununun özel hukuk yoluyla çözülmeye çalışılması söz konusudur. Cebri satış kararı, bu bağlamda yalnızca mülkiyetin el değiştirmesi anlamına gelmez. Yerleşik yaşamın sona ermesi, sosyal dokunun dağılması ve fiilen yıkım etkisi doğurması sebebiyle, ağır bir müdahaledir. Üstelik bu müdahale, çoğu zaman idarenin geçmişte yapmadıklarının bedelini maliklere ve sakinlere ödetir. Hukuk devleti ilkesi tam da burada devreye girer. Devlet, koruma alanı ilan ettiği bir bölgede, uzun süreli fiilî yerleşimi görmezden gelip, sonra bu yerleşimin sonuçlarını yalnızca “özel hukuk ihtilafı” olarak tanımlayamaz. Bu yaklaşım, idarenin pozitif yükümlülüklerini perdelemek anlamına gelir. Avrupa insan hakları hukukunda yerleşik bir ilke vardır: Devlet, kendi eylem ve eylemsizliklerinin doğurduğu sonuçlardan sorumluluktan kaçınamaz. Boğaziçi öngörünüm rejimi, mutlak bir yasaklar alanı değildir; kamusal yarar ile bireysel haklar arasında hassas bir denge rejimidir. Bu denge, yalnızca yasak koyarak değil; kamulaştırma, uzlaşma, yer değiştirme ve açık tasfiye politikalarıyla kurulur. Bu araçları kullanmadan, sonucu yargıya ve cebri icraya bırakmak, idari sorumluluğun devridir. Bugün Maden Mahallesi’nde açılan ortaklığın giderilmesi davaları, hukuki bir refleks değil; idari boşluğun sonucudur. Bu boşluk doldurulmadıkça, verilecek her karar adil olsa bile eksik kalacaktır. Çünkü burada mesele, kimin ne kadar pay alacağı değil; devletin, “yasakladığı” yerde oluşan yaşamı nasıl hukuk içine alacağıdır. Boğaziçi’ni korumak, insanı dışlayan bir hukuk üretmek değildir. Ve mülkiyet hakkını korumak, yalnızca tapu siciline bakmakla mümkün olmaz. Bu dosyada gerçek çözüm, mahkeme salonunda değil; idarenin sorumluluğu üstlenmeye karar verdiği anda başlayacaktır.  
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

Ortaklığın Giderilmesi Hukuk mu?

Hukuk bazen konuşarak değil, susarak ihlal edilir.

Boğaziçi öngörünüm alanlarında yaşanan mülkiyet krizinin en görünmez ama en ağır boyutu, idarenin uzun yıllar süren sessizliğidir. Bu sessizlik; ne açık bir yasaklama iradesidir, ne de açık bir izin. Ama sonuçları itibarıyla, her ikisinden de daha belirleyicidir.

Sarıyer Maden Mahallesi örneğinde olduğu gibi, öngörünüm alanında kalan taşınmazlarda devlet, belediyeler ve merkezi idare eliyle yıllar boyunca fiilî bir denge kurulmuştur. Yapılar yıkılmamış, altyapı hizmetleri götürülmüş, nüfus kaydı yapılmış, adresler tanınmış, seçimler yapılmış, vergiler alınmıştır. Hukuken “yasak” olan bir alanda, fiilen “yaşam” devam etmiştir.

Bu noktada kritik soru şudur: Devletin uzun süre boyunca fiilen kabul ettiği bir yerleşim düzeni, bir gün yalnızca özel hukuk araçlarıyla tasfiye edilebilir mi?

Ortaklığın giderilmesi davaları, klasik mülkiyet hukukunda masum bir paylaşım mekanizmasıdır. Ancak bu davanın, öngörünüm alanı gibi özel koruma rejimine tabi, yapılaşmanın idarece fiilen tolere edildiği alanlarda kullanılması, niteliği itibarıyla farklıdır. Burada artık taraflar arasındaki bir menfaat çatışması değil, kamusal bir planlama sorununun özel hukuk yoluyla çözülmeye çalışılması söz konusudur.

Cebri satış kararı, bu bağlamda yalnızca mülkiyetin el değiştirmesi anlamına gelmez. Yerleşik yaşamın sona ermesi, sosyal dokunun dağılması ve fiilen yıkım etkisi doğurması sebebiyle, ağır bir müdahaledir. Üstelik bu müdahale, çoğu zaman idarenin geçmişte yapmadıklarının bedelini maliklere ve sakinlere ödetir.

Hukuk devleti ilkesi tam da burada devreye girer.

Devlet, koruma alanı ilan ettiği bir bölgede, uzun süreli fiilî yerleşimi görmezden gelip, sonra bu yerleşimin sonuçlarını yalnızca “özel hukuk ihtilafı” olarak tanımlayamaz. Bu yaklaşım, idarenin pozitif yükümlülüklerini perdelemek anlamına gelir.

Avrupa insan hakları hukukunda yerleşik bir ilke vardır:
Devlet, kendi eylem ve eylemsizliklerinin doğurduğu sonuçlardan sorumluluktan kaçınamaz.

Boğaziçi öngörünüm rejimi, mutlak bir yasaklar alanı değildir; kamusal yarar ile bireysel haklar arasında hassas bir denge rejimidir. Bu denge, yalnızca yasak koyarak değil; kamulaştırma, uzlaşma, yer değiştirme ve açık tasfiye politikalarıyla kurulur. Bu araçları kullanmadan, sonucu yargıya ve cebri icraya bırakmak, idari sorumluluğun devridir.

Bugün Maden Mahallesi’nde açılan ortaklığın giderilmesi davaları, hukuki bir refleks değil; idari boşluğun sonucudur. Bu boşluk doldurulmadıkça, verilecek her karar adil olsa bile eksik kalacaktır.

Çünkü burada mesele, kimin ne kadar pay alacağı değil; devletin, “yasakladığı” yerde oluşan yaşamı nasıl hukuk içine alacağıdır.

Boğaziçi’ni korumak, insanı dışlayan bir hukuk üretmek değildir.
Ve mülkiyet hakkını korumak, yalnızca tapu siciline bakmakla mümkün olmaz.

Bu dosyada gerçek çözüm, mahkeme salonunda değil; idarenin sorumluluğu üstlenmeye karar verdiği anda başlayacaktır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.