Prof. Dr. Naci Görür "İlk orada bekliyorum" dedi: Marmara fayı ile eşdeğer!

Özel Haberler 10.05.2026 - 10:24, Güncelleme: 10.05.2026 - 10:36
 

Prof. Dr. Naci Görür "İlk orada bekliyorum" dedi: Marmara fayı ile eşdeğer!

Prof. Dr. Naci Görür, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın doğu ucunda yer alan Yedisu segmentinin 1784'ten bu yana kırılmadığını belirterek, bölgenin 7'nin üzerinde bir deprem üretme potansiyeline ulaştığını vurguladı. 6 Şubat depremlerinin bölgedeki stresi artırdığına dikkat çeken Görür, riskin Marmara depremiyle eşdeğer boyuta ulaştığı uyarısında bulundu.
ÖZEL HABER/YAĞMUR ERTÜRK 6 Şubat 2026 tarihinde Erzincan’da meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depremin ardından, 26 Nisan 2026 tarihinde Bingöl’de meydana gelen 4,4 büyüklüğündeki deprem; Bingöl’ün yanı sıra Elazığ, Tunceli, Bayburt, Erzurum, Muş ve Erzincan’da da hissedildi. Bölgede yaşanan hareketliliğin ardından, Sarıyer Söz Haber olarak konuyu Yer Bilimci Naci Görür’e danıştık. Tarihsel tekerrür periyodunu tamamlayan ve 250 yıldır sessizliğini koruyan bu hattın, her an bir sarsıntı üretebileceğini ifade eden Görür, özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından bölgeye transfer olan enerjinin riski daha da tetiklediğini belirtti. Depreme dirençli kentler inşa etmenin hayati bir zorunluluk olduğunu hatırlatan yer bilimci, bölgedeki tehlikenin ciddiyetini "Marmara ile eşdeğer" sözleriyle açıkladı. "YEDİSU FAYI 250 YILLIK PERİYODUNU DOLDURDU" Yedisu fayı hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür, “Yedisu fayı dediğin kuzey doğu fay hattının en ucudur. Erzincan ile Karlıova arasında bulunan parçasıdır dolayısıyla Kuzey Anadolu fay sisteminin bir bölümüdür. 1939’da Erzincan depremi olduğu zaman o fayın daha sonraki depremlerde batıya kaydığını görmekteyiz ama bu doğu ucu hiç kırılmadı. En son kırılma 1784 civarında oldu yani bu bölge incelendiğinde deprem tekerrür periyodunun 250 senede bir olduğu anlaşıldı. 250 seneye yakın bir zaman geçmesine rağmen henüz burada bir deprem olmadı en son depremi 1784’te olmuş ve şiddeti 7’nin üzerinde meydana gelmiştir. 1780’lerden bu yana 250 sene koyulduğunda 2034 yapar yani demek ki bugünlere gelmiş bunun bir 15 senesi vardır biz hiçbir zaman hesabı kesin yapmayız. Bu tekerrürün zamanının ileriye kayması ya da geriye gelme ihtimali vardır onun için de deprem bekliyoruz. Türkiye’de bana 'nerede deprem bekliyorsunuz' diye sorsan ben ilk olarak Yedisu fay hattında beklediğimi söylerim. Eğer Yedisu fayı kırılırsa o taktirde Erzincan, Bingöl, Elazığ’ın bir kısmı, Malatya’nın bir kısmı tabi onlar az etkilenirler ama Bingöl ile Erzincan, Tunceli ciddi şekilde etkilenir bu depremde. Marmara ile eşdeğer olduğunu söyleyebilirim” dedi. 6 ŞUBAT DEPREMLERİ YEDİSU FAYINA STRES YÜKLEDİ Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların bölge üzerindeki etkisine değinen Görür, “Yedisu bunlardan bağımsız olarak deprem beklediğimiz tehlikeli yerlerden biri. Ama şimdi daha fazla stresle yüklendi daha fazla etkilendi. Bu depremlerin Türkiye’nin tektoniğini değiştirdiğini oluş zamanını etkilediğini söyleyebiliriz. Etkisi Yedisu'da görülür. Bunun bir nedeni de sadece depremin tekerrür zamanını doldurması değil 6 Şubat depremlerinin de yüklediği stres de buna ek olarak düşünülebilir. Şöyle ki bu depremler olduğu zaman Doğu Anadolu fayı da etkilendi. "FAY HATLARININ HEPSİ BİRBİRİNİ TETİKLER" Elazığ 1920'de deprem üretti, 1923’de Maraş depremi oldu. Yani demem o ki fay enerjisini boşaltsa bile diğer fayları etkiliyor. Enerjinin yüklenmesi daha önce boşalmış olması ya da olmamasıyla uyumlu değil. 6 Şubat depremleri Doğu Anadolu fayını yükledi bu sebeple Bingöl-Karlıova arası deprem enerjisi yükseldi. Fayların hepsi birbirini tetikler, yayılan enerji bir yerlerde biriken enerjiyi fazlalaştırır ve tetikler. Çok büyük enerjiye gerek yoktur. Bir arabanın dört tekerleğini düşünelim mesela birine fazla hava basarsak diğerlerini etkiler” ifadelerini kullandı. DEPREM DİRENÇLİ KENTLER KENTSEL DÖNÜŞÜMDEN İBARET DEĞİLDİR Yerel yönetimlerin atması gereken adımlara dair açıklamalarda bulunan Görür, “Hemen zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gerekiyor. Bu sadece saydığımız iller için değil tüm Türkiye'yi depreme dirençli alanlara dönüştürmemiz lazım. Deprem Türkiye’nin gerçeği burada yaşıyoruz. Bu ülkede aktif faylar var, aktivitesini gösteriyor 14 milyon yıldır. Çevreyi yok ediyor insanları yok ediyor memleket şekil değiştiriyor. Bununla alakalı önlem alınmalı üzerine sadece düşünülüp geçilecek bir mevzu değil.  Kentsel dönüşüm depreme dayanıklı bina yapmak değildir. Depremin kendisi ve zamanı bizi ilgilendiriyor, depremde insanların ölüp ölmediği bizleri ilgilendiriyor, depremin ölçüsü ya da hangi fay hattında olduğu değil verdiği zarar mühim. Deprem olduğu zaman insanları, bizleri, sevdiklerimizi, saniyeler içinde öldürüyor ya da göçük altında bırakıyor. Deprem dirençli yerleşim alanları hayata geçirmek ve orada yaşamak lazım. Ne yapılacağı belli, sadece yapıyla evlerin şekillerini düzeltmekle olmaz. Deprem sadece binayı değil çevreyi, ülkeyi ekonomiden tutun ekosisteme kadar etkiler. Sadece yapı stoğuyla bu iş olmaz. Yer altı ve yer üstü sistemler de aynı önemi arz eder. Bu hususların hepsinin rasyonel çalıştığı yerlerde yaşanmalıdır. "DEPREM SADECE KENTSEL DÖNÜŞÜMLE ÖNLENMEZ"  Depremin bileşenleri vardır bunları icra etmek gerekir. Deprem sadece kentsel dönüşümle önlenemez. Bir deprem oldu bizde 53 bin kişi öldü, başka bir ülkede aynı şiddetle oldu hiç kimse ölmedi. Bu çok acı bir tablo. Bu konuda halkı da bilinçlendirmek gerekiyor. Depreme dayanıklı yerleşim yapacaksak, bir deprem yönetimi kurulmalı, halk bilinçlendirilmeli bu çok önemli, deprem öncesi sırası sonrasında ne yapılacağını bilecek. Altyapı, su, elektrik, yol bunların da güçlendirilmesi lazım yapı stoku elden geçirilmeli tümü buna çevre ve ekonomi de dahil. Bütün bunları yapmadan sadece kentsel dönüşüm ile yetersiz bir sonuç elde edilir. Kentsel dönüşüm ile deprem dirençli kenti birbirinden ayırmamız lazım aynı şey değiller” dedi. DEPREMLER DOĞUDAN BATIYA TAŞINIYOR Son olarak Görür, “Depremler doğudan batıya doğru taşınır yani bir yerde deprem olursa onun batısı hedef haline gelir batısı nitekim 1939’da Erzincan’da deprem oldu, 1942, 1943, 1944, 1957, 1967, 1999’da batıya doğru bir hedef haline geldi ve kırdı. Erzincan’dan başladı Kocaeli’ye kadar geldi. Buraya dikkat etmek lazım. Bu depremler ezeli ve ebediyen devam edecek, ta ki bizler depreme dayanıklı kentler oluşturana dek. Depreme dayanıklı kent asla sarsılmaz yıkılmaz yerler değildir. Depremin minimum ölçüde zarar vereceği yerlerdir” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Naci Görür, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın doğu ucunda yer alan Yedisu segmentinin 1784'ten bu yana kırılmadığını belirterek, bölgenin 7'nin üzerinde bir deprem üretme potansiyeline ulaştığını vurguladı. 6 Şubat depremlerinin bölgedeki stresi artırdığına dikkat çeken Görür, riskin Marmara depremiyle eşdeğer boyuta ulaştığı uyarısında bulundu.

ÖZEL HABER/YAĞMUR ERTÜRK

6 Şubat 2026 tarihinde Erzincan’da meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki depremin ardından, 26 Nisan 2026 tarihinde Bingöl’de meydana gelen 4,4 büyüklüğündeki deprem; Bingöl’ün yanı sıra Elazığ, Tunceli, Bayburt, Erzurum, Muş ve Erzincan’da da hissedildi. Bölgede yaşanan hareketliliğin ardından, Sarıyer Söz Haber olarak konuyu Yer Bilimci Naci Görür’e danıştık. Tarihsel tekerrür periyodunu tamamlayan ve 250 yıldır sessizliğini koruyan bu hattın, her an bir sarsıntı üretebileceğini ifade eden Görür, özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından bölgeye transfer olan enerjinin riski daha da tetiklediğini belirtti. Depreme dirençli kentler inşa etmenin hayati bir zorunluluk olduğunu hatırlatan yer bilimci, bölgedeki tehlikenin ciddiyetini "Marmara ile eşdeğer" sözleriyle açıkladı.

"YEDİSU FAYI 250 YILLIK PERİYODUNU DOLDURDU"

Yedisu fayı hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür, “ Yedisu fayı dediğin kuzey doğu fay hattının en ucudur. Erzincan ile Karlıova arasında bulunan parçasıdır dolayısıyla Kuzey Anadolu fay sisteminin bir bölümüdür. 1939’da Erzincan depremi olduğu zaman o fayın daha sonraki depremlerde batıya kaydığını görmekteyiz ama bu doğu ucu hiç kırılmadı. En son kırılma 1784 civarında oldu yani bu bölge incelendiğinde deprem tekerrür periyodunun 250 senede bir olduğu anlaşıldı. 250 seneye yakın bir zaman geçmesine rağmen henüz burada bir deprem olmadı en son depremi 1784’te ol muş ve şiddeti 7’nin üzerinde meydana gelmiştir. 1780’lerden bu yana 250 sene koyulduğunda 2034 yapar yani demek ki bugünlere gelmiş bunun bir 15 senesi vardır biz hiçbir zaman hesabı kesin yapmayız. Bu tekerrürün zamanının ileriye kayması ya da geriye gelme ihtimali vardır onun için de deprem bekliyoruz. Türkiye’de bana 'nerede deprem bekliyorsunuz' diye sorsan ben ilk olarak Yedisu fay hattında beklediğimi söylerim. Eğer Yedisu fayı kırılırsa o taktirde Erzincan, Bingöl, Elazığ’ın bir kısmı, Malatya’nın bir kısmı tabi onlar az etkilenirler ama Bingöl ile Erzincan, Tunceli ciddi şekilde etkilenir bu depremde. Marmara ile eşdeğer olduğunu söyleyebilirim” dedi.

6 ŞUBAT DEPREMLERİ YEDİSU FAYINA STRES YÜKLEDİ

Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların bölge üzerindeki etkisine değinen Görür, “Yedisu bunlardan bağımsız olarak deprem beklediğimiz tehlikeli yerlerden biri. Ama şimdi daha fazla stresle yüklendi daha fazla etkilendi. Bu depremlerin Türkiye’nin tektoniğini değiştirdiğini oluş zamanını etkilediğini söyleyebiliriz. Etkisi Yedisu'da görülür. Bunun bir nedeni de sadece depremin tekerrür zamanını doldurması değil 6 Şubat depremlerinin de yüklediği stres de buna ek olarak düşünülebilir. Şöyle ki bu depremler olduğu zaman Doğu Anadolu fayı da etkilendi.

"FAY HATLARININ HEPSİ BİRBİRİNİ TETİKLER"

Elazığ 1920'de deprem üretti, 1923’de Maraş depremi oldu. Yani demem o ki fay enerjisini boşaltsa bile diğer fayları etkiliyor. Enerjinin yüklenmesi daha önce boşalmış olması ya da olmamasıyla uyumlu değil. 6 Şubat depremleri Doğu Anadolu fayını yükledi bu sebeple Bingöl-Karlıova arası deprem enerjisi yükseldi. Fayların hepsi birbirini tetikler, yayılan enerji bir yerlerde biriken enerjiyi fazlalaştırır ve tetikler. Çok büyük enerjiye gerek yoktur. Bir arabanın dört tekerleğini düşünelim mesela birine fazla hava basarsak diğerlerini etkiler” ifadelerini kullandı.

DEPREM DİRENÇLİ KENTLER KENTSEL DÖNÜŞÜMDEN İBARET DEĞİLDİR

Yerel yönetimlerin atması gereken adımlara dair açıklamalarda bulunan Görür, “Hemen zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gerekiyor. Bu sadece saydığımız iller için değil tüm Türkiye'yi depreme dirençli alanlara dönüştürmemiz lazım. Deprem Türkiye’nin gerçeği burada yaşıyoruz. Bu ülkede aktif faylar var, aktivitesini gösteriyor 14 milyon yıldır. Çevreyi yok ediyor insanları yok ediyor memleket şekil değiştiriyor. Bununla alakalı önlem alınmalı üzerine sadece düşünülüp geçilecek bir mevzu değil. 

Kentsel dönüşüm depreme dayanıklı bina yapmak değildir. Depremin kendisi ve zamanı bizi ilgilendiriyor, depremde insanların ölüp ölmediği bizleri ilgilendiriyor, depremin ölçüsü ya da hangi fay hattında olduğu değil verdiği zarar mühim. Deprem olduğu zaman insanları, bizleri, sevdiklerimizi, saniyeler içinde öldürüyor ya da göçük altında bırakıyor. Deprem dirençli yerleşim alanları hayata geçirmek ve orada yaşamak lazım. Ne yapılacağı belli, sadece yapıyla evlerin şekillerini düzeltmekle olmaz. Deprem sadece binayı değil çevreyi, ülkeyi ekonomiden tutun ekosisteme kadar etkiler. Sadece yapı stoğuyla bu iş olmaz. Yer altı ve yer üstü sistemler de aynı önemi arz eder. Bu hususların hepsinin rasyonel çalıştığı yerlerde yaşanmalıdır.

" DEPREM SADECE KENTSEL DÖNÜŞÜMLE ÖNLENMEZ"

 Depremin bileşenleri vardır bunları icra etmek gerekir. Deprem sadece kentsel dönüşümle önlenemez. Bir deprem oldu bizde 53 bin kişi öldü, başka bir ülkede aynı şiddetle oldu hiç kimse ölmedi. Bu çok acı bir tablo. Bu konuda halkı da bilinçlendirmek gerekiyor. Depreme dayanıklı yerleşim yapacaksak, bir deprem yönetimi kurulmalı, halk bilinçlendirilmeli bu çok önemli, deprem öncesi sırası sonrasında ne yapılacağını bilecek. Altyapı, su, elektrik, yol bunların da güçlendirilmesi lazım yapı stoku elden geçirilmeli tümü buna çevre ve ekonomi de dahil. Bütün bunları yapmadan sadece kentsel dönüşüm ile yetersiz bir sonuç elde edilir. Kentsel dönüşüm ile deprem dirençli kenti birbirinden ayırmamız lazım aynı şey değiller” dedi.

DEPREMLER DOĞUDAN BATIYA TAŞINIYOR

Son olarak Görür, “Depremler doğudan batıya doğru taşınır yani bir yerde deprem olursa onun batısı hedef haline gelir batısı nitekim 1939’da Erzincan’da deprem oldu, 1942, 1943, 1944, 1957, 1967, 1999’da batıya doğru bir hedef haline geldi ve kırdı. Erzincan’dan başladı Kocaeli’ye kadar geldi. Buraya dikkat etmek lazım. Bu depremler ezeli ve ebediyen devam edecek, ta ki bizler depreme dayanıklı kentler oluşturana dek. Depreme dayanıklı kent asla sarsılmaz yıkılmaz yerler değildir. Depremin minimum ölçüde zarar vereceği yerlerdir” ifadelerini kullandı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.