Prof. Dr. Şener Üşümezsoy'dan Yedisu Fayı ile ilgili kritik çıkış!

Gündem 02.05.2026 - 16:26, Güncelleme: 02.05.2026 - 16:26
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy'dan Yedisu Fayı ile ilgili kritik çıkış!

Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Bingöl ve Erzincan hattındaki deprem riskine ilişkin mevcut senaryoların eski verilere dayandığını belirterek, Yedisu Fayı üzerindeki analizlerin güncel fay segmentleri ve stres modelleriyle yeniden yapılması gerektiğini vurguladı.
6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye'nin sismik hareketliliği yeniden odak noktası olurken, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy konuya ilişkin teknik değerlendirmelerde bulundu. Kendi YouTube kanalı üzerinden açıklama yapan Üşümezsoy; Kuzey Anadolu Fayı, Bingöl, Erzincan ve Karlıova hattını kapsayan bölgedeki risk tahminlerinin güncelliğini yitirmiş modellere dayandığını savundu. Kamuoyunda yaygın olarak dile getirilen "Yedisu Fayı’nın 1784 yılından bu yana kırılmadığı" bilgisinin risk analizi için tek başına yeterli bir veri olmadığını ifade eden Üşümezsoy, değerlendirmelerin güncel stres transfer modelleriyle desteklenmesi gerektiğini belirtti. Deprem uzmanı, özellikle 1939 Erzincan depremi sonrasında ortaya çıkan stres yüklenmelerinin bölgedeki farklı fay segmentleri üzerindeki etkilerinin doğru okunması gerektiğini söyledi. GEÇMİŞ ÖNGÖRÜLER VE YEDİSU HATTI İNCELEMESİ Prof. Dr. Üşümezsoy, 2012 yılında yaptığı sismik risk değerlendirmelerinde Sivrice Fayı ve Kumburgaz-Silivri hattı olmak üzere üç temel bölgeye dikkat çektiğini hatırlattı. 2020 Elazığ Sivrice depremi ile 2026 yılında yaşanan Marmara depremini bu öngörülerinin gerçekleşmesi olarak nitelendiren Üşümezsoy, Yedisu Fayı için ise daha spesifik bir çalışma metodolojisi önerdi. 1949 Karlıova kırığı ile 1992 Erzincan depremi arasında kalan alanın detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulayan uzman, "Kırılmamış fay uzunluğu net biçimde ortaya konmadan olası deprem büyüklüğü konusunda kesin değerlendirme yapmak mümkün değil" açıklamasında bulundu. ESKİ MODELLERİN TEKRAR EDİLMESİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER Güncel deprem risk yorumlarının büyük bir kısmının 1999 Marmara depremi öncesinde geliştirilen Coulomb stres transfer modellerine dayandığını ifade eden Üşümezsoy, bu durumu eleştirdi. ABD’li araştırmacılar Ross Stein ve Aykut Barka tarafından ortaya konulan çalışmaların yıllardır yeni segment analizleri yapılmadan tekrar edildiğini savunan Üşümezsoy, Kuzey Anadolu Fayı’nın Erzincan’dan başlayarak Marmara’ya kadar uzanan kırılma zincirinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini dile getirdi. Bu kapsamda Bingöl, Ovacık ve Yedisu hatlarındaki birikmiş stresin modern yöntemlerle yeniden hesaplanması gerektiğini belirtti. MARMARA DENİZİ VE ADALAR FAYI TARTIŞMALARI Marmara Denizi içindeki sismik risklere de değinen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Adalar Fayı üzerindeki tartışmalara yönelik farklı bir perspektif sundu. 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi sonrasında stresin doğrudan Adalar hattına taşındığı yönündeki genel kanaate katılmadığını belirten Üşümezsoy, 1894 yılında yaşanan depremin bu bölgede önemli bir enerji boşalımı sağladığını ifade etti. Ayrıca, İznik Gölü içerisinden geçtiği varsayılan ve Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı olarak nitelendirilen senaryoların 1999 sonrası verilerle uyuşmadığını iddia eden uzman, deprem tahminlerinde genel söylemler yerine somut segment analizlerinin temel alınması gerektiğini vurguladı.
Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Bingöl ve Erzincan hattındaki deprem riskine ilişkin mevcut senaryoların eski verilere dayandığını belirterek, Yedisu Fayı üzerindeki analizlerin güncel fay segmentleri ve stres modelleriyle yeniden yapılması gerektiğini vurguladı.

6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye'nin sismik hareketliliği yeniden odak noktası olurken, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy konuya ilişkin teknik değerlendirmelerde bulundu. Kendi YouTube kanalı üzerinden açıklama yapan Üşümezsoy; Kuzey Anadolu Fayı, Bingöl, Erzincan ve Karlıova hattını kapsayan bölgedeki risk tahminlerinin güncelliğini yitirmiş modellere dayandığını savundu. Kamuoyunda yaygın olarak dile getirilen "Yedisu Fayı’nın 1784 yılından bu yana kırılmadığı" bilgisinin risk analizi için tek başına yeterli bir veri olmadığını ifade eden Üşümezsoy, değerlendirmelerin güncel stres transfer modelleriyle desteklenmesi gerektiğini belirtti. Deprem uzmanı, özellikle 1939 Erzincan depremi sonrasında ortaya çıkan stres yüklenmelerinin bölgedeki farklı fay segmentleri üzerindeki etkilerinin doğru okunması gerektiğini söyledi.

GEÇMİŞ ÖNGÖRÜLER VE YEDİSU HATTI İNCELEMESİ

Prof. Dr. Üşümezsoy, 2012 yılında yaptığı sismik risk değerlendirmelerinde Sivrice Fayı ve Kumburgaz-Silivri hattı olmak üzere üç temel bölgeye dikkat çektiğini hatırlattı. 2020 Elazığ Sivrice depremi ile 2026 yılında yaşanan Marmara depremini bu öngörülerinin gerçekleşmesi olarak nitelendiren Üşümezsoy, Yedisu Fayı için ise daha spesifik bir çalışma metodolojisi önerdi. 1949 Karlıova kırığı ile 1992 Erzincan depremi arasında kalan alanın detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulayan uzman, "Kırılmamış fay uzunluğu net biçimde ortaya konmadan olası deprem büyüklüğü konusunda kesin değerlendirme yapmak mümkün değil" açıklamasında bulundu.

ESKİ MODELLERİN TEKRAR EDİLMESİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

Güncel deprem risk yorumlarının büyük bir kısmının 1999 Marmara depremi öncesinde geliştirilen Coulomb stres transfer modellerine dayandığını ifade eden Üşümezsoy, bu durumu eleştirdi. ABD’li araştırmacılar Ross Stein ve Aykut Barka tarafından ortaya konulan çalışmaların yıllardır yeni segment analizleri yapılmadan tekrar edildiğini savunan Üşümezsoy, Kuzey Anadolu Fayı’nın Erzincan’dan başlayarak Marmara’ya kadar uzanan kırılma zincirinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini dile getirdi. Bu kapsamda Bingöl, Ovacık ve Yedisu hatlarındaki birikmiş stresin modern yöntemlerle yeniden hesaplanması gerektiğini belirtti.

MARMARA DENİZİ VE ADALAR FAYI TARTIŞMALARI

Marmara Denizi içindeki sismik risklere de değinen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Adalar Fayı üzerindeki tartışmalara yönelik farklı bir perspektif sundu. 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi sonrasında stresin doğrudan Adalar hattına taşındığı yönündeki genel kanaate katılmadığını belirten Üşümezsoy, 1894 yılında yaşanan depremin bu bölgede önemli bir enerji boşalımı sağladığını ifade etti. Ayrıca, İznik Gölü içerisinden geçtiği varsayılan ve Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı olarak nitelendirilen senaryoların 1999 sonrası verilerle uyuşmadığını iddia eden uzman, deprem tahminlerinde genel söylemler yerine somut segment analizlerinin temel alınması gerektiğini vurguladı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.