Sariyer Söz
Sariyer Söz
Açık
Afyonkarahisar · 17°C
Bizi Takip Edin
28 Ağustos 2026 - 10:08

Neyde Mevlevi Meşkte Bektaşi

Avukat Yasemin Bal, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ortak rapor raporu hakkında bir yazı kaleme aldı.

0 Paylaşım
Neyde Mevlevi Meşkte Bektaşi

TBMM bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak raporunu 18 Şubat 2026'da kabul etti. 

Ardından süreç, PKK/KCK'nin silah bırakması ve feshi koşuluna bağlanan hukuki düzenlemeler aşamasına geldi. 

Nihayet çerçeve yasa 18 Ağustos 2026'da yürürlüğe girdi. 

Devlet “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” dediği iki farklı yaklaşım üzerinden “barış” konuşuyoruz. 

Barış yalnızca Ankara'da hazırlanmış bir metin değildir. Barış, Diyarbakır'da, Van'da, Şırnak'ta, Hakkâri'de, İstanbul'da, İzmir'de ve Anadolu'nun bütün kasabalarında insanların birbirine yeniden güvenebilmesidir.

Bu barış; gerçek bir barış mı yoksa çatışmanın yöntemi mi değişiyor? Bir ülkenin kırk yıl kanayan yarasını birkaç kanun maddesiyle iyileştirmek mümkün mü?

Barışın dili çoğul olmak zorundadır.

Barış, toplumun önüne konan kordelalı paket değildir. Meclis'in bir rapor hazırlaması ile toplumun ikna edilmesi aynı şey değildir.

Toplum “barışın öznesi” değil “barışın izleyicisi” haline getiriliyorsa toplumun birlikte onayladığı bir sözleşme anlamına gelir mi? 

Barış sürecinin bedeli ödenecek mi? Hesabı verilecek mi? Cevabımız evetse, kimler, ne zaman ve nasıl sorularının da cevaplanması gerekir.

AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının infazının bekletilmesi, hukuk güvenliğine inananların sayısının giderek düşmesi, siyasi görüşlere yönelik yargı faaliyetlerinin inandırıcılığının sorgulanması söz konusuyken yalnızca örgütün silah bırakması demokratik barışı tesis edip edemeyeceği kafalarda soru işareti olarak yer almaktadır. 

Terörün sona ermesi başka şeydir.

Demokratik devletin güçlenmesi başka şeydir.

İkisini birbirinden ayırırsak, yarının krizini bugünden hazırlarız.

Barış, herhangi bir siyasi partiye verilmiş ödül değildir.

Barış, herhangi bir örgüte verilmiş taviz değildir.

Barış, devletin de vatandaşın da birbirine yaptığı iyiliktir.

Bu nedenle süreçte en tehlikeli yaklaşım, bir tarafın “kazandığı”, diğer tarafın “kaybettiği” duygusunu yaratmaktır.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı kazanan ve kaybedenlerin olduğu bir barış değildir.

Silahların bırakılması elbette tarihi bir adımdır. Fakat silahın yerine hukuk konulmazsa, boşalan alanı başka bir silah doldurabilir. İşte bu nedenle bugün yapılması gereken yalnızca ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler yapmak değildir.

Devletin kurumları güçlendirilmelidir.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda güven yeniden kurulmalıdır.

Yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki ilişki demokratik hukuk devleti çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.

İfade özgürlüğü, örgüt propagandası ile meşru siyasi düşünce arasındaki sınırları açık ve öngörülebilir hale getirecek biçimde güvence altına alınmalıdır.

Ve en önemlisi: Hiç kimse barış adına hukuktan vazgeçmemeli; hiç kimse hukuk adına barıştan vazgeçmemelidir.

Çünkü hukuk ile barış birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, birbirlerinin güvencesidir.

Barışın yalnızca siyasi aktörlerin iradesine bırakılması, kurumsal ve hukuki güvencelerden yoksun bırakılması, toplumun geniş kesimlerinin süreçten dışarıda kalması, süreci kırılganlaştırır.

Terörsüz Türkiye ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci söylemlerini siyasi zafer hikâyesine çevirmek yerine, bir cumhuriyet barışı haline getirmek gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir kimlik savaşı değil, ortak bir yurttaşlık duygusudur.

Bugün silahların susması için dua eden herkesin, yarın adaletin susmaması için de mücadele etmesi gerekir.

Çünkü silahın sustuğu fakat adaletin konuşmadığı bir ülkede barış eksik kalır.

Ve unutmayalım: Barış, geçmişi unutmak değildir. Geçmişin bir daha yaşanmaması için adalet ve eşitlik merkezinde geleceği birlikte kurmaktır.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!