Benim İstanbul’um serisinin bu haftaki konuğu oyuncu Burak Arslan: İstanbul’da savaşmak değil yaşamak isteyenler içerisindeyim
Benim İstanbul’um serisinin bu haftaki konuğu oyuncu Burak Arslan: İstanbul’da savaşmak değil yaşamak isteyenler içerisindeyim
Sarıyer Söz Gazetesi için “Benim İstanbul’um” konseptinde soruları yanıtlayan oyuncu Burak Arslan Dubai’de yaşasa da İstanbul’a olan bağlılığının hiç azalmadığını söyledi. Arslan, “İstanbul’u İstanbul’da yaşamak başlı başına zaten bir mücadele. Ben İstanbul’da savaşmak değil, yaşamak isteyenlerin içindeyim” dedi.
ÖZEL HABER/BERNA ASLAN
Sarıyer Söz Gazetesi’nin “Benim İstanbul’um” röportaj serisinin bu haftaki konuğu oyuncu Burak Arslan oldu. Arslan, İstanbul’a dair değerlendirmelerini ve şehirle kurduğu bağı Sarıyer Söz Gazetesi’ne aktardı.
İstanbul’a olan bağlılığını ve şehirle kurduğu özel ilişkiyi anlatan Arslan, İstanbul’u üç kelimeyle anlatması istendiğinde “tarih, hayat ve başlangıç” ifadelerini kullandı.
Arslan, sözlerine şu şekilde devam etti: “Tarih, çünkü benim için modern tarihi başlatan yerlerden biri Konstantinapol’dür. Roma’yla birlikte düşünmek gerekir. Tarih buradan geliyor. Hayat dediğimiz konu da aslında Kalkedon’dan yani körler ülkesinden, tarihi yarımada ile beraber hayatın oluştuğu yerlerden biri. Üçüncü olarak da başlangıç diyorum. Çünkü hem hayatın hem tarihin başladığı noktalardan biri olması.”
“İLK SIRAYA TARİHİ YARIMADAYI KOYARIM”
İstanbul’da kendisini en çok etkileyen manzaraların sorulması üzerine Arslan, “İstanbul’un her yerinden, yedi tepesinden baktığım zaman çok etkileniyorum. Süleymaniye tarafından ayrı etkileniyorum, Eminönü tarafı ayrı etkiliyor. Boğazın öbür tarafına geçtiğim zaman Kadıköy, Üsküdar tarafı ayrı etkiliyor. Kuzguncuk ayrı etkiliyor, Anadolu Hisarı ayrı etkiliyor. Ama ilk sıraya hangisini koyarsın derseniz tabii ki tarihi yarımadayı koyarım” dedi.
“ORAYA GİRDİĞİM ZAMAN ZATEN KENDİMİ KAYBEDİYORUM”
Arslan, İstanbul’da kaybolmayı sevdiği yerleri anlatarak, “En çok nerede yapmayı seviyorsun derseniz Beşiktaş’tan Gümüşsuyu’na, oradan Taksim ve Beyoğlu’na çıkan ara sokaklarda. İnanılmaz tarihi binalar var. Özellikle Galata tarafı… Çünkü tarihi yarımadanın ilk oluşumunda bankerlerin yeriydi orası. Bankalar Caddesi aslında tarihin ilk bankalar ve bankerler sokağıdır. Oraya girdiğimde kendimi Venedik tarafına, Cenevizliler tarafına gitmiş gibi hissediyorum. Cenevizlilerin ara sokakları hâlâ ayakta. Meşhur Komodo merdivenleri vardır. Komodo’nun evi durmasa da merdivenleri hâlâ orada. O merdivenlerden Galata’ya, oradan Beyoğlu’na çıkış. Oraya girdiğim zaman zaten kendimi kaybediyorum ama bütün sokakları da ezbere biliyorum” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL’DA YAŞAMIYOR OLSAYDIM İZNİK’TE YAŞAMAK İSTERDİM”
İstanbul dışında Türkiye’de yaşamak isteyeceği şehri söyleyen Arslan, “Aslında İznik. Çünkü İstanbul’un devamı gibi bir yer. İstanbul’la bağlantılı bir şehir olarak yapılmış. Eğer joker hakkım olsaydı Mardin derdim. Çünkü Doğu Roma’nın bağlantısı var. Dara Antik Kenti ve Zerzevan Kalesi var. Dara ile Zerzevan’ı bugün külliye ile meclis gibi düşünebilirsiniz” şeklinde konuştu.
“HOLLYWOODLULAR GİBİ KURMAZDIM”
Arslan, İstanbul’u bir film sahnesiyle anlatması istendiğinde, “Hollywoodlular gibi kurmazdım. İstanbul’u sararmış, kara kara insanların umutsuz göründüğü bir şehir gibi göstermezdim. Benim için bu şehir bir başlangıç hikâyesi olurdu. Zamanın başlangıcı, hayatın başlangıcı… Belki modernleşmenin başladığı bir nokta olarak anlatırdım. İnsanlığın ilk modern izlerinin ortaya çıkmaya başladığı yer ya da sanatın ilk adımlarının atıldığı şehir olarak gösterirdim. Çünkü İstanbul, eski adıyla Konstantinopol, gerçekten dünyanın en özel şehirlerinden biri. Avrupa ile Asya kıtalarını birbirine bağlamasını geçiyorum. Jeopolitik konumu, su kaynağı, ticaret yolları ve etrafını çevreleyen denizleriyle çok ayrıcalıklı bir şehir. Birçok ülkeyi gezen biri olarak söylüyorum, İstanbul’a olan aşkım ve hayranlığım hiçbir zaman bitmeyecek” dedi.
“TURİSTLERİN İSTANBUL’U BİZDEN DAHA ÇOK GEZİYOR OLMASI”
İstanbul’da en çok etkilendiği yer sorulduğunda Arslan, “Ben tarihi yarım adacıyım. Ama içinde bir yer söyle derseniz Bukalemun Sarayı’nı söyleyebilirim. Yeni keşfedildi aslında. Yenikapı tarafına bakan yerde kalıntıları var. Oradan Samatya tarafına girdiğiniz anda surların etrafındaki evleri görürsünüz. O evlerin çoğunun altında sarnıçlar vardır. Biz aslında İstanbul’un belki yüzde birini biliyoruz. En üzüldüğüm şey ne diye sorarsanız, turistlerin İstanbul’u bizden daha çok geziyor olması” ifadelerini kullandı.
“BALAT, 5 YIL ÖNCE KİMSENİN GİRMEYE CESARET EDEMEDİĞİ YERDİ”
Arslan, İstanbul gibi kalabalık ve hızlı bir şehirde yalnız kalabildiğiniz bir yer var mı sorusuna yanıt vererek, “İstanbul’un bir bilinen bir de bilinmeyen yerleri var. Dediğimiz gibi bilinmeyen yerleri biraz daha eski olduğu için belki insanlar korktuğundan dolayı… Mesela bugün çok meşhur olan Balat, bundan 5 yıl önce kimsenin girmeye cesaret edemediği bir yerdi aslında; korktuğu, çekindiği bir yerdi. Hatta bugün Beşiktaş dediğimiz yerlerin bile arka sokaklarına çok giremiyordu kimse. Dolayısıyla ben hâlâ Balat’ta insanların keşfetmediği ve kendimi yalnız hissettiğim yerler olduğunu düşünüyorum. Bunun haricinde de özellikle şimdi Galataport’un yapıldığı alanda hâlâ biraz ilerlediğiniz zaman Mimar Sinan’ın plan aralarında boşluklar var ve oralarda hâlâ yalnız kalabilirsiniz” şeklinde konuştu.
“BENİM ALDIĞIM NEFESİN SAHİBİ İSTANBUL”
İstanbul’la ilgili en unutamadığı anılarını paylaşan Arslan, “Benim aldığım nefesin sahibi İstanbul. Çünkü ben 7 aylık doğmuşum, prematüre bir bebek olarak ve 10 yaşıma kadar olan hastalık süreçlerimi orada geçirmişim. Dolayısıyla İstanbul’da unutamadığım ilk anı, İstanbul’un bana yaşamı bahşetmesi. Tabii ki doktorların emeğini ayrı tutuyorum ama ben bu şehirde tutundum hayata. Dolayısıyla ilk hikâyem bu” dedi.
Sözlerine devam eden Arslan şu ifadelerini kullandı: “İkincisi ise tabii ki her erkek gibi kız arkadaşımla ilk yürüdüğüm yolları hatırlarım. Bu Sütlüce yoluydu. O zamanlar Sütlüce, Haliç tarafı bugünkü kadar güzel kokmuyordu. Ama o kokuya rağmen yaşadığımız o duyguları, o çocukluk hislerini hiç unutmam. Belki biraz negatif olarak hangi anılarımı hatırlıyorum diye soracak olursanız da benim ilk rol aldığım dizi de İstanbul’daydı. Kırgın Çiçekler insanların beni ilk tanıdığı dizilerden bir tanesiydi. Ataşehir’de çekiyorduk ve ben orayı İstanbul’dan saymıyorum çünkü bildiğiniz bir dağ gibiydi. Orada yaşadığım, diziyle ilgili bazı negatif anılar var. Ama İstanbul benim için hiçbir zaman negatif değil. İstanbul, yaşattığı her şeyle güzel.”
“EN GÜÇLÜ BURAK’A YAPMAK İSTEDİĞİM ŞEY İSTANBUL’U ANLATMAK”
Arslan, “Size göre İstanbul’u en iyi anlatan bir kitap, film ya da şarkı var mı?” sorusuna yanıt vererek, “İnşallah yapacağım. En güçlü Burak’a yapmak istediğim şey İstanbul’u anlatmak istiyorum. Çünkü Hipodrom vardır Eminönü tarafında. Şu anda zaten o Alman Çeşmesi’nin olduğu yer, Dikilitaş’ın olduğu yer komple aslında bir Hipodrom kalıntısı. Ben Hipodrom’dan başlayan, belki Nika İsyanI, Hipodromun en büyük isyanıdır. Bütün İstanbul’un yağmalandığı, yakıldığı bir isyandır. O isyanla başlayan bir hikâye anlatmak çok istiyorum. Ama şarkı olarak soracak olursanız, tabii ki de Sezen Aksu’nun ‘Kanlıca’ya uzanıp İstanbul İstanbul olalı’ dediğimiz şarkısı” şeklinde konuştu.
“TARİHİ YARIMADAYA GÖTÜRÜRÜM”
Yurt dışından gelen bir arkadaşı İstanbul’da gezdirse ilk nereye götüreceği sorusuna ise Arslan, “Tarihi yarımadaya götürürüm. Dizilerle tanınan İstanbul’u merak eden biri varsa Balat’a götürürüm. Ama daha sakin, gezmek isteyen biri olursa Bebek ve Kuruçeşme tarafı, tarih görmek isterse de Kadıköy ve Moda’ya götürürüm” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL’UN EN BÜYÜK PROBLEMİ TRAFİK VE KALABALIK”
Arslan, İstanbul’da yaşamanın en zor tarafını trafik olarak tanımlayarak, “Bazen Sabiha Gökçen’e gitmem 4-5 saat sürüyor. Aynı sürede Dubai’ye uçuyorum. İstanbul’un en büyük problemi trafik ve kalabalık” dedi.




