Prof. Dr. Mehmet Ceyhan'dan 14 Mart mesajı: "Hiçbir sorun bir günlük anmayla çözülmez"
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan'dan 14 Mart mesajı: "Hiçbir sorun bir günlük anmayla çözülmez"
Sarıyer Söz Gazetesi’nin özel röportajında Mehmet Ceylan, 14 Mart Tıp Bayramı’nın anlamını, hekimliğin zorluklarını ve genç hekimlere önerilerini paylaştı. Ceyhan “Hiçbir sorun bir günlük anmayla çözülmez” dedi.
ÖZEL HABER/ BEYZA NUR ALNİAÇIK
Sarıyer Söz Gazetesi’nin özel röportajında Mehmet Ceylan, 14 Mart Tıp Bayramı’nın anlamını, hekimliğin zorluklarını ve genç hekimlere önerilerini paylaştı.
14 Mart Tıp Bayramı, Türkiye’ye özgü bir gün. Kurtuluş Savaşı’nda hayatını kaybeden hekimler ve tıp fakültesi öğrencilerinin anısına dayanan bu özel gün, başlangıçta hüzünlü olsa da zamanla sadece bir kutlama değil, sağlık alanındaki sorunların dile getirildiği ve çözüm arayışlarının paylaşıldığı bir gündür. Bugünün önemini anlatan hekim, “Bugün 14 Mart, sadece bayram değil, tıptaki sorunların konuşulduğu bir gün olarak değerlendirilmeli” dedi.
ÇOCUKKEN MESLEĞİNE KARAR VERMİŞTİ
Hekimlik mesleğini seçme nedenini de anlatan hekim, tıp eğitiminin uzun ve zorlu bir süreç olduğunu vurguladı. “Altı yıllık temel tıp eğitimi bitiyor gibi görünse de Türkiye’de uzman açığı nedeniyle eğitim bitmiyor. Ardından üç–beş yıl süren uzmanlık, sınavlar ve zorunlu hizmet geliyor. Bu süreçler, mesleğe ancak 28–29 yaşında katılmanıza olanak sağlıyor. Özellikle branş seçerken “Burada kazancı düşük, burada kazancı yüksek” gibi kriterlerden önce “Ben bu mesleği yapabilecek miyim, yeteri kadar seviyor muyum?” diye bakmak lazım” diye belirtti.
Ceyhan, "Örneğin ben çocuk hekimiyim. Çocukları çok sevmiyorsanız yapılacak bir meslek değil. Çünkü sürekli problemlerini tam anlatamayan, size derdini anlatamayan ve ağlayan bir insanın problemlerini çözmeye çalışıyorsunuz. Öncelikle çocuk sevmek lazım. Ben aşağı yukarı ilkokuldan sonra herkese sorulur ya “Ne olacaksın?” diye, ben direkt “Çocuk doktoru olmak istiyorum.” dedim. Sonuçta kısmet oldu, çocuk doktoru olduk. Akademik kariyer de yaptık. Öbür türlü sevmediğim bir branşa gitsem o kadar dayanır mıydım zannetmiyorum” ifadelerini kullandı.

GÜNÜMÜZDE HEKİMLERİN ÇALIŞMA KOŞULLARI
Günümüzde hekimlerin çalışma koşullarını değerlendiren Ceyhan” Açıkçası ciddi sorunlar var. Öncelikle bakış açısında ciddi sorunlar var. Bir defa tıp fakültelerine bakışın değişmesi lazım. Tıp fakülteleri hiçbir zaman sadece hasta hizmeti veren kurumlar şeklinde değerlendirilmemelidir. Tıp fakültelerinin birinci görevi hasta hizmeti vermek değildir.
Tıp fakültelerinde hasta bakmak, ancak birincil amaç olan iyi öğrenci ve iyi hekim yetiştirmek, sonra da iyi uzman yetiştirmek ve araştırma yapmak için zemin hazırlayan bir faaliyettir. Siz üniversite hastanelerinde devlet hastaneleri gibi performans uygularsanız, yani hekimleri “sürekli hasta bakacaksın, baktığın hasta kadar kazanacaksın” şeklinde bir sisteme zorlarsanız orada iyi hekim yetişmeyecektir. Bir uzman hekimin ya da bir pratisyen hekimin başarısı hastayı iyileştirmesiyle ölçülmelidir. Ama bir üniversite öğretim üyesinin, yani bir doçentin ya da profesörün başarısı yetiştirdiği hekimlerin başarısıyla, yaptığı araştırmalarla ve yayınlarıyla değerlendirilmelidir.
İkincisi, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği bir rakamdır. Bir hekim hakkıyla günde maksimum 20 hasta bakabilir. 21 hastayı verirseniz hata yapabilir. Hasta sayısı arttıkça hasta başına ayrılan süre 5 dakikalara düşer ve bu da sağlık hizmetinin kalitesini düşürür. Hekimin yaptığı hatada bazen ciddi sonuçlar ortaya çıkar. Bu yüzden hekimlerin çalışma koşullarının buna göre değerlendirilmesi gerekir. Bunun çözümü eskisi gibi basamaklı sağlık sistemidir. Yani birinci basamak sağlık sistemi, ikinci basamak sağlık sistemi ve üçüncü basamak sağlık sistemi. Ayrıca performans sisteminin de kaldırılması gerekir. Çünkü birinci basamaktaki hekimler çok fazla iş yüküyle karşı karşıya kalıyor. Bir de YÖK’e bağlı ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı üniversitelerde olanak yarışı var. Devlet’in desteklemesi gerekli” dedi.

HEKİME ŞİDDET KONUSUNU UNUTMADI
Son yıllarda sağlıkta şiddet olaylarının artmasına da değinen Ceyhan, toplumun hekimlere bakış açısının değişmesi gerektiğini vurguladı: “Eskiden bir hekim kahvehaneye, pastahaneye ya da lokantaya girdiği zaman herkes ayağa kalkar, saygı gösterirdi. Toplumda büyük bir saygınlığı vardı. Ama bazı sorumsuz yayınlar ve önyargılar nedeniyle bu algı değişti. Bunun sonucunda yurt dışına göç konusu gündeme geldi. Aslında mühendisler sayısal olarak daha fazla göç ediyor ama hekimlerin göç etmesi kolay bir şey değil. Avrupa’ya ya da Amerika’ya gittiklerinde mezun oldukları tıp fakültesine bakıyorlar ve genellikle en iyi üniversitelerden mezun olanları kabul ediyorlar. Benim yüzlerce öğrencim gitti ama yurt dışına gidip pişman olan birine pek rastlamadım.”
TÜRKİYE’DE TIP EĞİTİMİ
Genç hekim adaylarına önerilerini de paylaşan hekim, mesleğin kutsallığına dikkat çekti: “Bir defa hekimlik, nereden bakarsanız bakın kutsal bir meslektir. Çok çaresiz hisseden bir hastaya doğru tanı koyup doğru tedaviyi uyguladığınızda, o hastanın gözünüzün önünde iyileşmesi ve taburcu olurken gözlerindeki o ışığı görmek her şeye değer. Gözlerindeki ışık her şeye değer aslında.”
“HEKİM OLMAYI SEVMELİSİNİZ”
Hekim, mesleğe başlamadan önce motivasyonun önemini şöyle özetledi: “Ben, hekimlere önerim olarak şunu söylüyorum: Eğer ‘Ben bu işi sadece para kazanmak için yapacağım’ diye düşünüyorlarsa girmesinler. Çünkü bu meslek çok farklı bir meslek. Tercihlerinin birinci nedeni bu işi sevmeleri olsun. Öncelikle hekim olmayı sevmeleri lazım. Arkasından uzun bir eğitim süreci geliyor. Dediğim gibi, mecburi hizmetleri de eklediğiniz zaman 10 yılı geçen bir eğitimden bahsediyoruz. Ve maalesef onu bitirdiğiniz zaman da eğitiminiz bitmiyor. Çünkü tıp matematik ya da fizik gibi değil. O kadar sık değişiyor ki bugün doğru bildiğiniz bir şeyin yarın yanlış olduğunu öğreniyorsunuz.”

“BİR HEKİM SÜREKLİ AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORSA KENDİNİ GELİŞTİRMİYOR DEMEKTİR”
Bilimsel gelişmelerin takip edilmesinin önemine de vurgu yapan Ceyhan, “Bazen bana basında saldıranlar bunu söylerler: ‘Sen zamanında şöyle demiştin, şimdi farklı konuşuyorsun.’ Bu aslında benim bilimsel gelişmeleri ne kadar iyi takip ettiğimi gösterir. Bir hekim sürekli aynı şeyi söylüyorsa kendini geliştirmiyor demektir. Okulu ya da ihtisası bitirdikten sonra, hatta hoca olduktan sonra bile sürekli okumak gerekir. Bakın ben emekli oldum, hala her gün okuyorum. Bunları takip etmeyi, her gün okumayı ve bilgiyi güncel tutmayı bırakmayı düşünmüyorum” dedi.
Ceyhan, “Eğer insanlar işi bitirip kenara çekilmeyi ve artık okumamayı düşünüyorsa hekimlik onlar için zor olabilir. Ama sevenler için gerçekten çok güzel bir meslek. Ben hala yeniden dünyaya gelsem yine hekim olurdum diye düşünüyorum. Sorana da “Siz yeter ki sevin, bir şekilde hekim olursunuz.” diyorum. “Keşke hekim olmasaydım da başka bir meslek yapsaydım.” diyemiyorum. Çünkü bu meslek insanı içine alan, insanı şekillendiren ve bir anlamda insanı esir alan bir meslek. Sonradan çıkıp başka bir meslek yapmak gerçekten zor olurdu” dedi.
BİR KUŞ GRİBİ MESELESİ
Hekim, meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Mehmet Ceyhan, “2000’li yıllarda kuş gribi salgını vardı. Oldukça ölümcül seyretmesinden korkuluyordu ve henüz tanı tam konmamıştı. O zamanki sayın bakan beni aradı ve “Hocam bizden iki kişi gidecek, siz de onlarla gider misiniz? Bir duruma bakın, bu şüpheli bir vaka mı değil mi?” dedi.
Biz bakanlıktan iki arkadaşla beraber gittik. Bu yeni bir salgındı ve ne yapılacağı tam bilinmiyordu. Ölenler vardı. Ölenlerin nasıl gömüleceği bile problem olabiliyordu. Hemen bir kriz masası oluşturduk. Bir Vali Yardımcısı, Bölge Müdürleri, İl Müdürleri, Tarım Müdürü, Sağlık Müdürü gibi ilgili kişiler toplandı. Vali bana dedi ki: “Hocam burada halk bizi dinlemiyor. Belki müftüyü dinler.” Biz de müftü beyi çağırdık. Genç ve çalışkan bir müftüydü, yardımcı olmak istiyordu. Ona dedik ki: “Cuma hutbesinde bu durumdan bahsedin. Tavukları itlaf etmek zorundayız, yoksa hastalığın yayılmasını durduramayız.”

Cuma hutbesinde müftü başladı konuşmaya. Salgının ne kadar tehlikeli olduğunu anlattı. Ama konuşmanın sonunda biraz coştu ve “Tavuk eti yemek haramdır.” dedi. Bunun üzerine üreticiler gelip “Bizim işimiz mahvoldu.” diye itiraz ettiler. Sonraki cuma müftü tekrar hutbede açıklama yaptı ve yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalıştı. Böyle salgınlar ve aşı kampanyaları sırasında çok dolaştığım için çok anım vardır. Bu da onlardan bir tanesi” dedi.
14 MART ÖZEL MESAJ
Ceyhan, 14 Mart’a özel bir mesajını vererek konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Hiçbir sorun bir günde anmayla çözülmez. Bu sadece hekimlerin sorunu da değildir. Ama 14 Mart böyle sorunları dile getirmek için bir vesiledir. Devletin düzeltmesi gereken şeyler var, halkın da bazı yanlış algıları düzeltmesi gerekiyor. Hekimlere bakışın değişmesi lazım. Çünkü o insanlar olmasa insanların sağlıklarına kavuşması ya da birçok ölümün engellenmesi mümkün olmaz.
Hekimlerin gelir düzeyiyle ilgili düzenlemelerin yapılması gerekir. Özellikle birinci basamaktaki hekimlerin yükünü biraz hafifletmek gerekir. Sağlık sisteminin sadece gelir elde edilen bir meta olmaktan çıkarılması gerekir. Toplumun hem hekimleri anlaması gerekiyor hem de devletin bazı değişiklikler yaparak hekimlerin işini kolaylaştırması gerekiyor.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



