Uzmanından kritik çağrı: Çocukların duyulmaya ihtiyacı var
Uzmanından kritik çağrı: Çocukların duyulmaya ihtiyacı var
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında, çocukların güvenli ve sağlıklı koşullarda büyüyebilmesi için atılması gereken adımlara değinen Çocuk Gelişimi Uzmanı Şebnem Çelik Uçuran, “Her çocuk duyulmaya, anlaşılmaya ve kendini ifade etmeye ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerekir” uyarısında bulundu.
ÖZEL HABER/BEYZA NUR ALNİAÇIK
“Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlayışından hareketle, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocukları korumak hepimizin ortak sorumluluğunda. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde, kutlamalara hazırlanması gereken çocukların okula giderken dahi kaygı yaşayabildiği bir dönemden geçiliyor. Bu durum yalnızca öğrencileri değil öğretmenleri ve velileri de etkileyen genel bir endişe ortamı oluşturuyor. Şanlıurfa’da bir okulun basılarak 16 kişinin yaralandığı olay ve öğretmenlerin haklarını aramak için iş bırakma eyleminin olduğu gün, Kahramanmaraş’ta okula yapılan saldırıda hayatını kaybedenler hepimizi yasa boğdu.
Yaşanan bu olayların ardından biz de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak çocukların güvenliği ve gelişimi konusunu da ele aldık. Bu kapsamda Sarıyer Söz’e konuşan Çocuk Gelişimi Uzmanı Şebnem Çelik Uçuran, çocukların güvenli ve sağlıklı koşullarda büyüyebilmesi için ailelere ve topluma önemli sorumluluklar düştüğünü belirtti. Çocuk gelişiminin çok faktörlü ve dinamik bir süreç olduğunu vurgulayan Uçuran, “Her çocuk biricik ve her yaşın kendine özgü özellikleri vardır” dedi.
TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN İÇİNE DOĞAN BİR NESİL
Teknolojik gelişmelerin içinde büyümenin çocukların gelişimine etkisine değinen Çocuk Gelişimi Uzmanı Şebnem Çelik Uçuran, Y kuşağının teknolojiyle büyüyen bir nesil olarak ebeveynliğe adım atmasıyla birlikte, çocuklarının artık dijital dünyanın içine doğduğuna değindi.
Uçuran “Sosyal medyanın ebeveynler tarafından çocukların yanında ya da onlarla kullanılması, erken yaşta dijital alışkanlıkların gelişmesine neden oluyor. Nitekim 3-4 yaşlarındaki çocukların dahi dijital beğeniler geliştirdiğini ortaya koyan çalışmalar, çocukluğun da dönüşüm geçirdiğine işaret ediyor” ifadelerini kullandı. Şebnem Çelik Uçuran, çocuk gelişiminin çok faktörlü ve dinamik bir süreç olduğunu vurgulayarak, “Her çocuk biricik ve her yaşın kendine özgü özellikleri vardır. Örneğin ilk 3 yaşta nitelikli içeriklerin ebeveyn eşliğinde sunulmasının gelişimi destekleyebildiğini, buna karşın pasif ekran maruziyetinin etkileşimi azaltarak dil gelişimini sınırlayabildiği bilinmektedir” dedi. Uçuran, bu noktada ebeveyn rehberliğinin belirleyici olduğunu belirtti.
Genel olarak teknolojinin etkisinin kullanım süresi, içeriğin niteliği ve ebeveyn yönlendirmesine bağlı olarak değiştiğini belirten Uçuran, çocukları dijital dünyadan tamamen uzak tutmamak gerektiğine değindi. Uçuran, “Dijital araçlar birer amaç değil, gelişim sürecini destekleyen araçlar olarak konumlandırılmalıdır” dedi.
AŞIRI EKRAN ÇOCUKLARDA NEYE YOL AÇIYOR?
Çocuklarda aşırı ekrana maruz kalmanın yan etkilerine değinen Uçuran, “Aşırı ekran maruziyeti, son yıllarda çocuk gelişimi alanında en sık tartışılan konular arasında yer alıyor. Amerikan Pediatri Akademisi, 0-2 yaş döneminde ekran kullanımından kaçınılmasını, 2-5 yaş aralığında ise ebeveyn rehberliğinde günde 1 saatten az tutulmasını öneriyor. Uzmanlara göre aşırı ekran kullanımı, özellikle erken çocukluk döneminde daha belirgin olmak üzere gelişimin birçok alanını etkiliyor” dedi.
Şebnem Çelik Uçuran, dijital araçların 0-2 yaşta “duygusal yatıştırıcı” olarak kullanılmasının kısa vadede sakinleşmeyi sağlasa da uzun vadede çocuğun kendi kendini düzenleme becerilerini sınırlayabileceğini belirtti. Bu dönemde ekranın, ebeveyn- çocuk etkileşiminin yerini almasının sosyal ve duygusal gelişim açısından risk oluşturduğunu vurguladı. Uçuran, yaş aralıklılarında ne gibi problemlere yol açacağını şu şekilde ifade etti:
“Dil gelişiminin kritik olduğu 0-3 yaş aralığında ise aşırı ekran maruziyeti, karşılıklı etkileşim fırsatlarını azaltarak sözcük dağarcığında sınırlılıklar ve gecikmiş konuşma ile ilişkilendiriliyor. 3-6 yaş okul öncesi dönemde aşırı ekran süresi; dikkat süresinde kısalma, problem çözme becerilerinde sınırlılıklar ve empati, duygu düzenleme gibi sosyal-duygusal alanlarda güçlüklerle ilişkilendiriliyor. 7-10 yaş ve sonrasında ise dikkat sorunları, akademik başarıda düşüş, davranış problemleri ve sosyal ilişkilerde zayıflama görülebiliyor. Uzun süreli ve kontrolsüz ekran kullanımı, öz denetim ve duygusal düzenleme becerilerini de olumsuz etkileyebiliyor”
Uçuran, uzun süre ekran başında kalmak, çocukların hareketini kısıtlayarak kaba motor gelişimi zayıflatarak, duruş bozuklukları ve obezite riskini artırabileceğine değindi. Çocukların bedensel gelişimi için mutlaka fiziksel aktivite ve dış mekan oyunları sağlanması gerektiğini ifade etti.
EKRAN KULLANIMININ OLUMLU YÖNLERİ
Uçuran, “Ekran kullanımı tamamen olumsuz bir unsur olarak değerlendirilmiyor. Uygun koşullar sağlandığında, yani ebeveyn rehberliğinde ve nitelikli içeriklerle sınırlı sürelerde kullanıldığında, dijital araçlar çocukların bilişsel gelişimini destekleyebiliyor. Eğitsel ve etkileşimli içerikler dikkat, problem çözme ve erken öğrenme becerilerini geliştirirken; hikâye, şarkı ve diyalog içeren programlar dil gelişimine katkı sunabiliyor. Ayrıca dijital ortamlar, çocukların sosyal durumları gözlemlemesine ve temel dijital beceriler kazanmasına da olanak tanıyor. Ergenlik döneminde ise araştırma yapma, eğitsel içeriklere erişim ve yaratıcı üretimler (video, dijital çizim) gibi ekranın destekleyici kullanımına örnek gösteriliyor. Ekran kullanımının süresi, içeriğin niteliği ve ebeveyn rehberliği gibi değişkenlerin dikkate alınması, dengeli biçimde yönetilmesi, çocukların sağlıklı gelişimi açısından kritik önem taşıyor” şeklinde konuştu.
DİJİTAL ZORBALIKTA AİLELERİN ROLÜ NE OLMALI?
Dijital akran zorbalığına karşı aileler ne yapmalı konusunda açıklamada bulunan Uçuran, “Dijital akran zorbalığı durumunda ailelerin en önemli rolü, çocukla açık ve güvene dayalı bir iletişim kurmaktır. Çocuğun yaşadığı olumsuz deneyimleri yargılanma korkusu olmadan paylaşabileceği bir ortam oluşturmak, erken müdahale açısından kritik önem taşır. Zorbalığa maruz kalınması durumunda ise çocuğun kendini suçlamaması sağlanmalı, gerekli hallerde okul ve ilgili kurumlarla iş birliği yapılmalıdır” dedi.
ÇOCUK HAKLARININDA TOPLUMA DÜŞEN GÖREV
Uçuran, “Çocuk haklarının korunması, ihmal ve istismarın önlenmesine yönelik koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi ve ailelerin desteklenmesi de toplumsal sorumluluklar arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını güvence altına alarak hem devlete hem topluma önemli sorumluluklar yüklemektedir” ifadelerini kullandı.
Günümüzde çocukların gelişim süreçlerinde desteğe ihtiyaç duyduğu alanlara değinen Uçuran, “Değişen toplumsal ve teknolojik koşullarla birlikte çok boyutlu bir yapı göstermektedir. Özellikle sosyal ve duygusal gelişim alanında duygu düzenleme, empati kurma ve sağlıklı ilişki geliştirme becerilerinin desteklenmesi önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanında dikkat, öz denetim ve problem çözme gibi yürütücü işlevlerin güçlendirilmesi hem akademik başarı hem de günlük yaşam becerileri açısından kritik rol oynamaktadır” dedi.
“ÇOCUK HAKLARINI UNUTMAMAK GEREKLİ”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özelinde mesaj veren Uçuran, “Çocukların haklarını ve ihtiyaçlarını hatırlamamız gereken bir gün. Bu vesileyle, her çocuğun biricik olduğunu, duyulmaya, anlaşılmaya ve kendini ifade etmeye ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerekir” dedi.
EBEVEYİNLİKTE YENİ AKIM: “SHARENTING”
Çocuk Gelişimi Uzmanı, ebeveynlerin çocuklarını sosyal medya hesaplarından paylaşmasına yönelik şu ifadeleri kullandı: “Ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşması, son yıllarda giderek artan “sharenting” (paylaşan ebeveynlik) kavramıyla birlikte yeniden gündeme geliyor. Uzmanlar, bu durumun hem çocuk hakları hem de dijital güvenlik açısından dikkatle ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Çocuklara ait içeriklerin onların rızası olmadan paylaşılmasının “katılım hakkı” açısından sorunlu bir durum. Çocukların ileride bu dijital içeriklerle karşılaşmasının kimlik gelişimi üzerinde etkiler yaratabilir, özel anlara ait görüntülerin ise hem psikolojik hem de güvenlik açısından risk taşıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte bu riskler artmaktadır.”
Uçuran sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Çocuklarla açık iletişim, güvenli ve sağlıklı gelişimin temelini oluşturur. Çocuğun kendini rahatça ifade edebildiği, yargılanmadan dinlendiği bir ortam hem duygusal güvenliğini destekler hem de sorunlarını paylaşmasını kolaylaştırır. Bu nedenle açık iletişim, yalnızca bir ebeveynlik becerisi değil, aynı zamanda çocuğun haklarına saygının bir parçasıdır.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



