Mor Çatı Gönüllüsü Büyükgöze’den Kadınlar Günü’ne özel açıklama

Özel Haberler 07.03.2026 - 23:52, Güncelleme: 08.03.2026 - 11:55
 

Mor Çatı Gönüllüsü Büyükgöze’den Kadınlar Günü’ne özel açıklama

Sarıyer Söz Gazetesi olarak İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze ile yaptığımız röportajda, kadın hakları ve Türkiye’de kadınların maruz kaldığı toplumsal eşitsizlikleri konuştuk. Büyükgöze, “Kadınlar haklarını bilmeli ve haksızlığa uğradıklarında ne yapabileceklerini öğrenmeli. Türkiye’de çoğu zaman yasal haklarımızı elde edebilmek için mücadele etmek zorunda kalıyoruz” dedi.
ÖZEL HABER/ BEYZA NUR ALNİAÇIK Kadın hakları mücadelesiyle nasıl tanıştığını anlatan İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze, bu sürecin çoğu zaman kişisel deneyimlerle başladığını belirtti. Büyükgöze, “Bence bu alandaki mücadelenin başlangıcı herkesin kendi hayatında başlıyor. Hepimiz çocukluğumuzdan itibaren bazen anlamlandırmakta zorlandığımız ayrımcılıklarla karşılaşıyoruz. Kız çocuklarına çok küçük yaşlardan itibaren yapmaları ya da yapmamaları gereken şeyler öğretiliyor. Oğlan çocuklarından ne kadar farklı muamele gördüğümüzü ve annelerimizin nasıl bir hayat yaşadığına da hepimiz tanıklık ediyoruz. Benim için en önemlisi bu birinci el tanıklıklar ve kendi deneyimlerimiz oldu” dedi. Örgütlü mücadeleye katılmasının Mor Çatı’da gönüllü olarak başladığını belirten Büyükgöze, “Kadına yönelik erkek şiddeti alanında çalışmak ve bu mücadelede yer almak için Mor Çatı’ya katıldım. O günden beri aktif olarak bu mücadelenin içindeyim” ifadelerini kullandı. “HİÇ TERCİH ETMEYECEĞİ HAYATLARI YAŞAMAK ZORUNDA KALIYORLAR” Büyükgöze, kendisine ilham veren tek bir kişi olmadığını, hayatındaki kadınların deneyimlerinin etkili olduğunu söyledi. Büyükgöze, “Kadınların büyük potansiyeline rağmen geleneksel roller nedeniyle çoğu zaman kendi istediklerini yapamadıklarını görmek örnek oluşturdu. Önemli olan, bir kadının kendi yaşamına ve özgürlüğüne karar verebilmesi, çünkü çoğu zaman belki de hiç tercih etmeyecekleri bir hayatı yaşamak zorunda kalıyorlar” dedi. KADINLAR GELENEKSEL ROLLER ÜZERİNDEN TANIMLANIYOR Türkiye’de kadınların toplumsal hayatta çoğu zaman geleneksel roller üzerinden tanımlandığını belirten Büyükgöze, kadınların genellikle anne ve eş kimlikleriyle görüldüğünü ifade etti. Büyükgöze, “Kadınlar önce evin kızı, ardından eş ve çoğu zaman da anne olarak görülüyor yani erkeklere tabi bir konumda değerlendiriliyorlar” dedi. Kadınların ev içindeki görünmeyen emeklerinin de büyük yük oluşturduğunu vurgulayan Büyükgöze, “Bütün bunların temelinde kadınların birincil görevinin eş ve anne olmak olduğu düşüncesi yatıyor. Kadınlar aslında bütün emekleri ile dünyayı döndürüyorlar” ifadelerini kullandı. 1987’DE TÜRKİYE’DE FEMİNİST MÜCADELENİN İLK FİTİLİ ATEŞLENDİ Türkiye’de feminizmin ilk dalgasının tarihine değinen Büyükgöze, “Feminizmin dalgalar hâlinde incelendiğini söyleyebiliriz. Dünyada suffragetler, özellikle Amerika ve İngiltere’de oy hakkı mücadelesiyle bilinir. Fakat bilinmese de Osmanlı’dan itibaren bu topraklarda kadınlar kamusal alanda haklar talep etmeye başlamış, dergilerde yazarak toplumdaki algıyı değiştirmeye ve oy hakkı talep etmeye çalışmışlardır.  Cumhuriyet döneminde kadın partisi kurma girişimi bile oldu. Bu süreçte önemli isimlerden biri Nezihe Muhiddin’dir. Bu tarih Türkiye’de çoğu zaman unutulmuştur” dedi. 1980’lerde feminist hareketin yeniden yükseldiğini söyleyen Büyükgöze, “Avrupa ve Amerika’daki feminist hareketlerden etkilenerek kadınlar kendi yaşamlarını tartışmaya başladı. 1987’de kadınların sokağa çıktığı büyük eylem, Türkiye’de feminist mücadelenin fitilini ateşledi” ifadelerini kullandı. GENÇLERDE FEMİNİZM Türkiye’de feminist dalganın özellikle gençler arasında algısına değinen Büyükgöze, “Üniversite yıllarımda çok daha az kadın kendini feminist olarak tanımlıyordu. Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle insanlar birbirlerinin yaşamlarını ve deneyimlerini daha fazla görebiliyor. Bu sayede artık daha fazla genç kadın kendisine feminist diyebiliyor” dedi. Eskiden feministliğin karikatürize edildiğini vurgulayan Büyükgöze, “Feministler evlenememiş, çirkin kadınlar olarak gösterilirdi. Bugün ise feministliğin bir hak mücadelesi olduğu farkındalığı oluştu, bu olumlu bir değişim” diye ekledi. MEDYADA KADINA ŞİDDET Medyanın kadına yönelik şiddeti ele alış biçimini eleştiren Büyükgöze, “Çoğu zaman haberler magazinleştiriliyor veya sadece infial yaratmak için sunuluyor. Olaylar adli vaka gibi aktarılabiliyor, kadınların mahrem bilgileri paylaşılabiliyor. Hatta bazı haberlerde failin bakış açısı ön plana çıkarılarak sanki kadın şiddeti hak etmiş gibi gösteriliyor” dedi. Büyükgöze, “Biz neden her gün haberleri açtığımızda bu şekilde haberciliği görüyoruz? Dün de yine sokak ortasında çocuğun okulunun önünde öldürülen bir kadını gördük, ondan önce başkasını gördük yarın öbür gün hani üzülerek de söylüyorum başkalarını göreceğiz. Şiddet eşitsizlikten kaynaklanır" dedi. Şiddetin eşitsizlikten kaynaklandığını belirten Büyükgöze, “Şiddet uygulayan erkekler, hayatlarında sinirlendikleri herkese değil, kadınlara yönelir. Çünkü onları tabi görür ve cezalandırma hakkı kendinde sanır. Medyanın bu eşitsizlik bağlamını göstermesi ve şiddetin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu net biçimde ortaya koyması gerekir. Bu, eşitliği sağlamak ve ayrımcılıkla mücadele için sorumluluğu olan herkese işaret eder” ifadelerini kullandı. KADIN HAKLARI ÇALIŞMALARI Toplumsal çalışmalarda kadın hakları için yapılanlara değinen Büyükgöze, “Öncelikle konunun öznesi olan kadınların mücadelesi var. Çeşitli kadın ve feminist örgütler, kadın hakları mücadelesinde önemli rol oynuyor. Benim gönüllüsü olduğum Mor Çatı da 1990’dan bu yana şiddete maruz kalan kadınlara dayanışma sağlıyor. Bu çalışmalar, kadınlara yönelik ayrımcılığı sonlandırmayı ve eşitliği sağlamayı hedefliyor” dedi. Büyükgöze, “Her kurum, kendi içinde ayrımcılık ve şiddeti önleyecek mekanizmalar geliştirmeli ve karşılaşıldığında neler yapılacağını gösteren bir yol haritasına sahip olmalı” dedi. Haklarını savunurken karşılaşılan engellere değinen Büyükgöze, “Elbette engeller var. Aslında haklarımızı savunmak zorunda kalmamalıyız. Sistem, vatandaşlarına haklarını anlatmalı ve eşitsizlikleri bir bütün olarak göstermeli. Bugün hala eğitim, çalışma ve ekonomik hayatta erkeklerden geride kalan kadınlar var. Mecliste ve mülkiyet kayıtlarında kadınların payı sınırlı” dedi. “KADINLAR HAKLARININ BİLMELİ” Büyükgöze, “Kadınlar haklarını bilmeli ve haksızlığa uğradıklarında ne yapabileceklerini öğrenmeli. Türkiye’de çoğu zaman yasal haklarımızı almak için uğraşmak zorundayız. Ayrımcı veya önyargılı kamu personeliyle karşılaşıyor, yanlış bilgi alıyor ve mahkemelerde tekrar tekrar ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Kadınlara yönelik suçların cezasız kalması ve süreçlerin kadınları suçlayıcı olması ciddi bir sorun” ifadelerini kullandı. Son olarak Türkiye’de kadın hakları düzenlemelerini yeterli bulmadığını belirten Büyükgöze, “Hâlâ ayrımcı yasalar var. Örneğin, evli bir kadının kürtaj için eşinin onayına ihtiyaç duyması ve kadınların evlendikten sonra soyadlarını kullanabilmek için dava açmak zorunda kalması gibi. Düşünsenize, banka kartınızdan pasaportunuza kadar her şeyiniz değişiyor, çünkü kadın hâlâ erkeğe tabi olarak görülüyor. Boşanan kadınların tekrar evlenebilmek için beklemesi gereken ‘iddet süresi’ de devam ediyor. 1990’a kadar evli kadınların çalışabilmek için kocalarından izin alması gerekiyordu. Ayrımcılık geçmişte kalmış gibi görünse de hâlâ varlığını sürdürüyor. Bugün ‘yok artık’ diyeceğimiz pek çok şeyin geçmişi de aslında o kadar eski değil” dedi.    
Sarıyer Söz Gazetesi olarak İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze ile yaptığımız röportajda, kadın hakları ve Türkiye’de kadınların maruz kaldığı toplumsal eşitsizlikleri konuştuk. Büyükgöze, “Kadınlar haklarını bilmeli ve haksızlığa uğradıklarında ne yapabileceklerini öğrenmeli. Türkiye’de çoğu zaman yasal haklarımızı elde edebilmek için mücadele etmek zorunda kalıyoruz” dedi.

ÖZEL HABER/ BEYZA NUR ALNİAÇIK

Kadın hakları mücadelesiyle nasıl tanıştığını anlatan İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze, bu sürecin çoğu zaman kişisel deneyimlerle başladığını belirtti. Büyükgöze, “Bence bu alandaki mücadelenin başlangıcı herkesin kendi hayatında başlıyor. Hepimiz çocukluğumuzdan itibaren bazen anlamlandırmakta zorlandığımız ayrımcılıklarla karşılaşıyoruz. Kız çocuklarına çok küçük yaşlardan itibaren yapmaları ya da yapmamaları gereken şeyler öğretiliyor. Oğlan çocuklarından ne kadar farklı muamele gördüğümüzü ve annelerimizin nasıl bir hayat yaşadığına da hepimiz tanıklık ediyoruz. Benim için en önemlisi bu birinci el tanıklıklar ve kendi deneyimlerimiz oldu” dedi.

Örgütlü mücadeleye katılmasının Mor Çatı’da gönüllü olarak başladığını belirten Büyükgöze, “Kadına yönelik erkek şiddeti alanında çalışmak ve bu mücadelede yer almak için Mor Çatı’ya katıldım. O günden beri aktif olarak bu mücadelenin içindeyim” ifadelerini kullandı.

“HİÇ TERCİH ETMEYECEĞİ HAYATLARI YAŞAMAK ZORUNDA KALIYORLAR”

Büyükgöze, kendisine ilham veren tek bir kişi olmadığını, hayatındaki kadınların deneyimlerinin etkili olduğunu söyledi. Büyükgöze, “Kadınların büyük potansiyeline rağmen geleneksel roller nedeniyle çoğu zaman kendi istediklerini yapamadıklarını görmek örnek oluşturdu. Önemli olan, bir kadının kendi yaşamına ve özgürlüğüne karar verebilmesi, çünkü çoğu zaman belki de hiç tercih etmeyecekleri bir hayatı yaşamak zorunda kalıyorlar” dedi.

KADINLAR GELENEKSEL ROLLER ÜZERİNDEN TANIMLANIYOR

Türkiye’de kadınların toplumsal hayatta çoğu zaman geleneksel roller üzerinden tanımlandığını belirten Büyükgöze, kadınların genellikle anne ve eş kimlikleriyle görüldüğünü ifade etti. Büyükgöze, “Kadınlar önce evin kızı, ardından eş ve çoğu zaman da anne olarak görülüyor yani erkeklere tabi bir konumda değerlendiriliyorlar” dedi.
Kadınların ev içindeki görünmeyen emeklerinin de büyük yük oluşturduğunu vurgulayan Büyükgöze, “Bütün bunların temelinde kadınların birincil görevinin eş ve anne olmak olduğu düşüncesi yatıyor. Kadınlar aslında bütün emekleri ile dünyayı döndürüyorlar” ifadelerini kullandı.

1987’DE TÜRKİYE’DE FEMİNİST MÜCADELENİN İLK FİTİLİ ATEŞLENDİ

Türkiye’de feminizmin ilk dalgasının tarihine değinen Büyükgöze, “Feminizmin dalgalar hâlinde incelendiğini söyleyebiliriz. Dünyada suffragetler, özellikle Amerika ve İngiltere’de oy hakkı mücadelesiyle bilinir. Fakat bilinmese de Osmanlı’dan itibaren bu topraklarda kadınlar kamusal alanda haklar talep etmeye başlamış, dergilerde yazarak toplumdaki algıyı değiştirmeye ve oy hakkı talep etmeye çalışmışlardır.  Cumhuriyet döneminde kadın partisi kurma girişimi bile oldu. Bu süreçte önemli isimlerden biri Nezihe Muhiddin’dir. Bu tarih Türkiye’de çoğu zaman unutulmuştur” dedi.

1980’lerde feminist hareketin yeniden yükseldiğini söyleyen Büyükgöze, “Avrupa ve Amerika’daki feminist hareketlerden etkilenerek kadınlar kendi yaşamlarını tartışmaya başladı. 1987’de kadınların sokağa çıktığı büyük eylem, Türkiye’de feminist mücadelenin fitilini ateşledi” ifadelerini kullandı.

GENÇLERDE FEMİNİZM

Türkiye’de feminist dalganın özellikle gençler arasında algısına değinen Büyükgöze, “Üniversite yıllarımda çok daha az kadın kendini feminist olarak tanımlıyordu. Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle insanlar birbirlerinin yaşamlarını ve deneyimlerini daha fazla görebiliyor. Bu sayede artık daha fazla genç kadın kendisine feminist diyebiliyor” dedi.

Eskiden feministliğin karikatürize edildiğini vurgulayan Büyükgöze, “Feministler evlenememiş, çirkin kadınlar olarak gösterilirdi. Bugün ise feministliğin bir hak mücadelesi olduğu farkındalığı oluştu, bu olumlu bir değişim” diye ekledi.

MEDYADA KADINA ŞİDDET

Medyanın kadına yönelik şiddeti ele alış biçimini eleştiren Büyükgöze, “Çoğu zaman haberler magazinleştiriliyor veya sadece infial yaratmak için sunuluyor. Olaylar adli vaka gibi aktarılabiliyor, kadınların mahrem bilgileri paylaşılabiliyor. Hatta bazı haberlerde failin bakış açısı ön plana çıkarılarak sanki kadın şiddeti hak etmiş gibi gösteriliyor” dedi.

Büyükgöze, “Biz neden her gün haberleri açtığımızda bu şekilde haberciliği görüyoruz? Dün de yine sokak ortasında çocuğun okulunun önünde öldürülen bir kadını gördük, ondan önce başkasını gördük yarın öbür gün hani üzülerek de söylüyorum başkalarını göreceğiz. Şiddet eşitsizlikten kaynaklanır" dedi.

Şiddetin eşitsizlikten kaynaklandığını belirten Büyükgöze, “Şiddet uygulayan erkekler, hayatlarında sinirlendikleri herkese değil, kadınlara yönelir. Çünkü onları tabi görür ve cezalandırma hakkı kendinde sanır. Medyanın bu eşitsizlik bağlamını göstermesi ve şiddetin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu net biçimde ortaya koyması gerekir. Bu, eşitliği sağlamak ve ayrımcılıkla mücadele için sorumluluğu olan herkese işaret eder” ifadelerini kullandı.

KADIN HAKLARI ÇALIŞMALARI

Toplumsal çalışmalarda kadın hakları için yapılanlara değinen Büyükgöze, “Öncelikle konunun öznesi olan kadınların mücadelesi var. Çeşitli kadın ve feminist örgütler, kadın hakları mücadelesinde önemli rol oynuyor. Benim gönüllüsü olduğum Mor Çatı da 1990’dan bu yana şiddete maruz kalan kadınlara dayanışma sağlıyor. Bu çalışmalar, kadınlara yönelik ayrımcılığı sonlandırmayı ve eşitliği sağlamayı hedefliyor” dedi.

Büyükgöze, “Her kurum, kendi içinde ayrımcılık ve şiddeti önleyecek mekanizmalar geliştirmeli ve karşılaşıldığında neler yapılacağını gösteren bir yol haritasına sahip olmalı” dedi.

Haklarını savunurken karşılaşılan engellere değinen Büyükgöze, “Elbette engeller var. Aslında haklarımızı savunmak zorunda kalmamalıyız. Sistem, vatandaşlarına haklarını anlatmalı ve eşitsizlikleri bir bütün olarak göstermeli. Bugün hala eğitim, çalışma ve ekonomik hayatta erkeklerden geride kalan kadınlar var. Mecliste ve mülkiyet kayıtlarında kadınların payı sınırlı” dedi.

“KADINLAR HAKLARININ BİLMELİ”

Büyükgöze, “Kadınlar haklarını bilmeli ve haksızlığa uğradıklarında ne yapabileceklerini öğrenmeli. Türkiye’de çoğu zaman yasal haklarımızı almak için uğraşmak zorundayız. Ayrımcı veya önyargılı kamu personeliyle karşılaşıyor, yanlış bilgi alıyor ve mahkemelerde tekrar tekrar ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Kadınlara yönelik suçların cezasız kalması ve süreçlerin kadınları suçlayıcı olması ciddi bir sorun” ifadelerini kullandı.

Son olarak Türkiye’de kadın hakları düzenlemelerini yeterli bulmadığını belirten Büyükgöze, “Hâlâ ayrımcı yasalar var. Örneğin, evli bir kadının kürtaj için eşinin onayına ihtiyaç duyması ve kadınların evlendikten sonra soyadlarını kullanabilmek için dava açmak zorunda kalması gibi. Düşünsenize, banka kartınızdan pasaportunuza kadar her şeyiniz değişiyor, çünkü kadın hâlâ erkeğe tabi olarak görülüyor. Boşanan kadınların tekrar evlenebilmek için beklemesi gereken ‘iddet süresi’ de devam ediyor. 1990’a kadar evli kadınların çalışabilmek için kocalarından izin alması gerekiyordu. Ayrımcılık geçmişte kalmış gibi görünse de hâlâ varlığını sürdürüyor. Bugün ‘yok artık’ diyeceğimiz pek çok şeyin geçmişi de aslında o kadar eski değil” dedi.

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.