Sarıyer’den İstanbul’a açık uyarı: Önce altyapı, sonra inşaat!
İstanbul’da yaşanan büyük sel felaketleri, bir kez daha hepimize acı bir gerçeği hatırlatıyor: Doğayla inatlaşmanın, dere yataklarını betonla kaplamanın ve altyapıyı ikinci plana atmanın bedelini vatandaş ödüyor.
Sarıyer de bu gerçeklerle yüzleşen ilçelerimizin başında geliyor. Ancak mesele yalnızca Sarıyer’in meselesi değil. İstanbul’un birçok ilçesinde dere yatakları, plansız yapılaşma, yetersiz altyapı ve yanlış şehirleşme anlayışı ciddi riskler oluşturuyor.
Peki, bu yapılaşmalara kimler izin verdi? İmar kararlarını kimler aldı? Olası sel riskleri değerlendirilmeden verilen ruhsatların sorumluluğunu kim üstlenecek?
Bu soruların artık açıkça sorulması gerekiyor.
Dere yatakları rant alanı değildir!
Dere yatakları, yağmur sularının doğal akış güzergâhıdır. Bu alanları yapılaşmaya açmak, suyun önüne engel koymak ve doğal akışı bozmak, sel riskini artırabilecek ciddi bir planlama hatasıdır.
Elbette her selin nedeni yalnızca yapılaşma değildir. Aşırı yağışlar, iklim koşulları ve coğrafi özellikler de felaketlerin boyutunu etkiler. Ancak bu gerçekler, yanlış imar kararlarını ve yetersiz altyapıyı görmezden gelmek için gerekçe olamaz.
İmar planlarını hazırlayanlar, ruhsat veren kurumlar, denetimden sorumlu yöneticiler ve altyapı yatırımlarını planlayan yetkililer görevlerini yerine getirirken kamu güvenliğini her türlü ticari beklentinin üzerinde tutmak zorundadır.
Şehircilik, yalnızca arsaya değer kazandırmak değil, o arsada yaşayan insanın canını ve malını korumaktır.
Altyapı yoksa yeni yapılaşma neden var?
Bir bölgede yeni konutlar, siteler ve ticari yapılar yükselirken o bölgenin yağmur suyu drenajı, kanalizasyon sistemi, dere kapasitesi ve tahliye imkânları aynı hızla geliştirilmiyorsa burada ciddi bir planlama sorunu var demektir.
Önce inşaatı yapmak, nüfusu artırmak, ardından su baskınları yaşandığında çözüm aramak kabul edilebilir bir yönetim anlayışı değildir.
Bugün İstanbul’un ihtiyacı yalnızca yeni binalar değil; güçlü yağmur suyu hatları, düzenli dere ıslahı, bilimsel şehir planlaması ve etkili denetimdir.
Bu nedenle altyapısı yetersiz, taşkın riski bilimsel olarak değerlendirilmemiş bölgelerde yeni yapılaşma izinleri verilmemeli; gerekli altyapı ve güvenlik koşulları sağlanmadan ruhsat süreçleri ilerletilmemelidir. Dere yatakları ve taşkın alanları ise ilgili bilimsel raporlar ve mevzuat doğrultusunda koruma altına alınmalıdır.
Sarıyer için de İstanbul için de hesap verebilirlik şart!
Sarıyer’de ve İstanbul’un diğer ilçelerinde yaşanan sel felaketleri, geçmişte alınan imar kararlarının yeniden incelenmesini zorunlu kılıyor.
Hangi bölgelerde dere yataklarına yakın yapılaşmaya izin verildi? Hangi projelerde taşkın riski dikkate alındı? Altyapı yatırımları, artan nüfusa ve yapılaşmaya uygun şekilde yapıldı mı? Denetim görevini yerine getirmeyen kurum veya yetkililer var mı?
Bu soruların yanıtları teknik raporlarla ortaya konulmalı; hukuka aykırı işlemler ve ihmaller tespit edilirse sorumlular hakkında gerekli idari ve hukuki süreçler işletilmelidir.
Burada mesele bir siyasi partiyi suçlamak ya da sorumluluğu tek bir kuruma yüklemek değildir. Merkezi yönetimden büyükşehir belediyesine, ilçe belediyelerinden ilgili altyapı ve denetim kuruluşlarına kadar herkes kendi görev ve yetkisi çerçevesinde sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Çünkü sel suları siyasi görüş sormaz. Yanlış planlamanın bedelini de yalnızca bir kesim değil, bütün vatandaşlar öder.
Son söz: Önce insan, sonra imar!
İstanbul’un geleceği, daha fazla betonla değil; doğru planlama, güçlü altyapı ve kamu yararını esas alan bir yönetim anlayışıyla güvence altına alınabilir.
Dere yataklarını rant alanı olarak gören değil, doğal yaşamın ve şehir güvenliğinin bir parçası olarak koruyan bir anlayışa ihtiyacımız var.
Sarıyer’den İstanbul’a açık çağrımızdır:
Altyapı tamamlanmadan, taşkın riski bilimsel olarak değerlendirilmeden ve gerekli güvenlik koşulları sağlanmadan yeni yapılaşmaya izin verilmemelidir. Dere yataklarına ilişkin imar kararları yeniden gözden geçirilmeli, geçmişte verilen izinler incelenmeli ve ihmali bulunanlar varsa hesap vermelidir.
Unutmayalım; bir binayı yapmak yıllar alabilir, ancak yanlış bir imar kararının bedeli bir gecede ödenebilir.
Şehirleri rant için değil, insanlar için yönetmek zorundayız. Çünkü imar bir kazanç kapısı değil, kamu sorumluluğudur.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Dijital Piyasa Yasası mı, Dijital Kapitülasyon mu?
Görüntüle →Son Yazıları
- Maltepe’de Çöken Bina, Sarıyer’de Yükselen Marriott!
- Sarıyer Belediye Başkanı Oktay Aksu'ya Bağımsızlık Çağrısı
- Sarıyer Kimsenin Zırhı Değildir! Belge Varsa Yargıya...
- Amatör spor kulüpleri kan ağlıyor!
- Ocak 2027’yi Beklemeyin: Ekonominin Sessiz Alarmı Çalıyor! Tehlikenin Farkında mısınız?
- 25. Yılın Eşiğinde AK Parti’de Yeni Dönem İddiaları: Siyasetin Rotası Değişiyor mu?
- Kırmızı Halı mı, Turkuaz Halı mı?
- Kırmızı Halı mı, Turkuaz Halı mı?
- Belediye Salonunda Akraba Tarifesi: Tanıdığın Yoksa Evlenmek Yüzde 25 Daha Pahalı!
- Cumhurbaşkanımıza açık mektup: Sandığın anahtarı çarşıda mı? Esnafın beklentisi net!