Ocak 2027’yi Beklemeyin: Ekonominin Sessiz Alarmı Çalıyor! Tehlikenin Farkında mısınız?
Bazı ekonomik gerçekler vardır; rakamlardan önce sokakta hissedilir.
Bir esnafın kepengini açarken yaptığı hesapta, bir işletme sahibinin ay sonunu düşünürken yüzündeki endişede, bir çalışanın “Acaba işim devam edecek mi?” sorusunda kendisini gösterir.
Bugün Türkiye ekonomisinde tam da böyle bir dönemin içerisinden geçiyoruz.
Takvim Ağustos’u gösteriyor.
Fakat işverenin hesabı çoktan Aralık’a, hatta Ocak 2027’ye dönmüş durumda.
Çünkü mesele artık yalnızca bugünün giderlerini karşılamak değil.
Yıl sonunda yapılacak ücret artışları, artan personel maliyetleri, vergiler, SGK ödemeleri, kira, enerji, finansman maliyetleri ve düşen veya öngörülemeyen satışlar aynı masanın üzerine konuluyor.
Ve bazı işverenler şimdiden şu soruyu sormaya başlıyor:
“Bu işletmeyi aynı personel sayısıyla sürdürebilecek miyim?”
İşte asıl tehlike tam burada başlıyor.
İşten çıkarma kararı Ocak ayında alınmaz
İşsizlik rakamları açıklandığında hepimiz sonucu konuşuyoruz.
Oysa işsizliğin habercisi çok daha önce ortaya çıkar.
Bir işveren bugün personel azaltmayı düşünüyorsa, bunun etkisini yarın göreceğiz.
Bugün yeni eleman almıyorsa, bunun etkisini birkaç ay sonra hissedeceğiz.
Bugün yatırım yapmaktan vazgeçiyorsa, bunun etkisi gelecek yıl ortaya çıkacak.
Dolayısıyla Ocak 2027’nin istihdam tablosu aslında Ağustos 2026’da şekillenmeye başlıyor.
Bunu görmek için ekonomist olmaya gerek yok.
Bir işveren altı ay sonrasını planlamaya başladıysa, ekonomi yönetiminde ciddi bir öngörü problemi vardır.
Daha önemlisi, işveren artık büyümeyi değil, ayakta kalmayı planlıyorsa ekonomik yönetimin bu durumu ciddiye alması gerekir.
Küçük esnaf ekonominin kenarında değil, merkezindedir
Küçük esnafı yalnızca zor zamanlarda hatırlamak doğru değildir.
Çünkü küçük esnaf aynı zamanda Türkiye’nin en önemli istihdam alanlarından biridir.
Bir berber, bir lokanta, bir market, bir tamirci, küçük bir imalathane, bir tekstil atölyesi veya mahalledeki herhangi bir işletme kapandığında yalnızca bir ticari faaliyet sona ermiyor.
O işletmede çalışan insanların hayatı değişiyor.
Ailelerin gelirleri etkileniyor.
Tedarik zinciri zarar görüyor.
Devletin vergi ve prim gelirleri azalıyor.
Ekonomik daralma daha geniş bir alana yayılıyor.
Bu nedenle küçük esnaf için hazırlanacak kapsamlı bir destek paketi, bir kesime ayrıcalık sağlamak değil; istihdamı ve ekonomik hayatı korumaktır.
Gerçek veriden korkmamak gerekir
Ekonominin iyi tarafını konuşmak elbette önemlidir.
Ancak yalnızca iyi tarafını konuşmak yeterli değildir.
Bir ülkenin ekonomik gücü, sorunlarını ne kadar sakladığıyla değil, sorunlarıyla ne kadar açık yüzleşebildiğiyle ölçülür.
Vatandaşın markette, esnafın dükkânında, işverenin muhasebe masasındaki gerçek ile açıklanan ekonomik tablo arasında büyük bir algı farkı oluşuyorsa, bu fark mutlaka dikkate alınmalıdır.
Gerçek ekonomik verinin kamuoyunda yeterince tartışılmaması ve sorunların gündemin altına süpürülmesi kabul edilebilir değildir.
Çünkü ekonomi, açıklanan rakamlarla değil, insanların hayatındaki karşılığıyla anlaşılır.
Bu sadece iktidarın meselesi değildir
Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor.
Bu yazının amacı bir siyasi partiye fatura çıkarmak değildir.
Ekonomide yaşanan her sorunun tek bir siyasi aktöre yüklenmesi de doğru değildir.
Elbette iktidarın ekonomi yönetiminde birinci derecede sorumluluğu vardır.
Ancak ana muhalefet başta olmak üzere Meclis’teki bütün siyasi aktörlerin de bu tablonun çözümüne katkı sunma sorumluluğu bulunmaktadır.
Muhalefetin görevi yalnızca yanlışları göstermek değildir.
Çözüm önerilerini ortaya koymak, uygulanabilir politikalar geliştirmek ve toplumun önüne alternatif bir ekonomik yol haritası koymak da siyaset kurumunun sorumluluğudur.
Çünkü konu artık;
“İktidar ne yaptı, muhalefet ne söyledi?”
sınırlarının çok ötesindedir.
Konu;
“İşletmeler nasıl ayakta kalacak, çalışanların istihdamı nasıl korunacak ve Türkiye ekonomisi nasıl yeniden öngörülebilir hale gelecek?”
sorusudur.
Bu nedenle iktidarı da ana muhalefeti de aynı uyarının içerisine almak gerekiyor.
Şimdi çözüm zamanı
Bugünden yarına mucize beklemiyoruz.
Ama bugünden yarını görebilen bir ekonomik planlama bekliyoruz.
- Küçük ve orta ölçekli işletmeler için gerçek anlamda nefes aldıracak bir destek mekanizması kurulabilir.
- İstihdamını koruyan işletmelere yönelik geçici prim ve vergi kolaylıkları değerlendirilebilir.
- Finansman maliyetleri yeniden ele alınabilir.
- Borçlarını çevirmekte zorlanan küçük işletmeler için sürdürülebilir yapılandırma modelleri geliştirilebilir.
- Ve en önemlisi, işverenin önünü görebileceği bir ekonomik öngörü ortamı oluşturulabilir.
Çünkü işveren önünü görürse yatırım yapar.
Yatırım yapan işletme istihdam yaratır.
İstihdam artarsa vatandaşın geliri artar.
Gelir artarsa tüketim ve üretim canlanır.
Ekonomi ancak böyle bir döngüyle güçlenir.
Bu bir siyasi eleştiri değil, ekonomik uyarıdır
Bugün söylemek istediğim tam olarak budur:
Henüz Ocak 2027 gelmedi.
Dolayısıyla henüz tedbir almak için geç değil.
Ancak işveren bugünden personel sayısını azaltmayı düşünüyorsa, bunu görmezden gelmek de büyük bir hata olur.
Çünkü ekonomik krizlerin en tehlikeli tarafı, ortaya çıktıkları gün değil; önceden verdikleri sinyallerin dikkate alınmadığı gündür.
Bugün o sinyalleri duyuyoruz.
Esnafın sesinde…
İşverenin hesabında…
Çalışanın endişesinde…
Ve piyasanın belirsizliğinde…
İktidarın da ana muhalefetin de siyaset kurumunun tamamının bu tabloyu yeniden ve soğukkanlı biçimde değerlendirmesi gerekiyor.
Kimseyi suçlamak için değil, yarını kaybetmemek için.
Çünkü mesele bir partinin başarısı veya başarısızlığı değildir.
Mesele, Türkiye’nin çalışanını işsiz bırakmadan, esnafını kepenk kapattırmadan ve işverenini küçülmeye mecbur etmeden bu darboğazdan nasıl çıkacağıdır.
Bugün alınacak küçük bir tedbir, yarın büyük bir işsizliği önleyebilir.
Bugün desteklenecek bir işletme, yarın onlarca insanın ekmek kapısı olmaya devam edebilir.
Bu nedenle Ocak 2027’yi beklemeyelim.
Ekonominin sessiz alarmı bugün çalıyor.
Duyan, tedbir alan ve çözüm üreten kazanır.
Gerisini ise rakamlar değil, hayatın kendisi gösterecektir.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Hamlet'i Omlet Sanan Turizm
Görüntüle →Son Yazıları
- 25. Yılın Eşiğinde AK Parti’de Yeni Dönem İddiaları: Siyasetin Rotası Değişiyor mu?
- Kırmızı Halı mı, Turkuaz Halı mı?
- Kırmızı Halı mı, Turkuaz Halı mı?
- Belediye Salonunda Akraba Tarifesi: Tanıdığın Yoksa Evlenmek Yüzde 25 Daha Pahalı!
- Cumhurbaşkanımıza açık mektup: Sandığın anahtarı çarşıda mı? Esnafın beklentisi net!
- 1 Mayıs 1905 Emeğin Türkiye’ye yansıması
- Egemenliğin En Saf Emaneti: Çocuklar
- Farkındalık ayrıcalık değildir...
- İtibardan tasarruf olmaz mış…
- ÇANAKKALE GEÇİLMEDİ, TÜRKİYE ASLA GEÇİLMEZ