Sarıyer Söz
Sarıyer Söz
Bulutlu
Afyonkarahisar · 13°C
Bizi Takip Edin
23 Ekim 2026 - 15:28

Bulut'un dışında

Gülnihal Öztürk, teknolojiyle iç içe geçmiş hayatları işaret ederek bu ilişkinin sağlıklı bir düzlemde kalması gerektiğine dair yazdı...

0 Paylaşım
Bulut'un dışında

Geçen gün kullandığım son model telefonumu tamire yolladım. Uzunca bir süredir arkası kırık vaziyette gezmekteydim. Haliyle çok daha ilkel olan, şarjı sık sık biten, uygulamaları çok daha kısıtlı kullanabildiğim bir model ile şu birkaç günü geçirmek durumunda kaldım. Biraz da teknolojiye ara verir, nefes alırım diye düşündüm. Oldukça hibrit bir insanım. Bu yazıyı bile kütüphanede yazıyorum mesela.

Bu durum beni, uzun zamandır gündemimizde olan ve daha da hayatımızın içine girecek olan teknofeodalizm ile kapitalizm arasındaki bağları ve farkları incelemeye itti. Ve şu an buradayız. Ben yazıyorum, siz dinliyor, siz okuyorsunuz değerli okuyucular.

Sosyal medyaya biraz olsun ara vermek, başka şeylere daha fazla odaklanmamı sağlıyor. Bilmiyorum, sizde de öyle oluyor mu? Tabii bir geri kalmışlık hissi de getiriyor. Zaruri iletişim ağlarını kullanmaya devam ediyorum mecburen. Daha az reklam ve insan görüyorum; tanıdığım ya da aynı kurumlarda bulunduğum insanlar en azından maruz kaldığım çevreyi oluşturuyor.

Sorgulamadan da edemiyorum: Nelere maruz kalıyoruz?

Günümüzde ürün pazarlamadan bireysel pazarlamaya; yediğimiz, giydiğimiz, içtiğimizden bizi motive eden sözlere, düşünce biçimimize, toplumsal sorumluluklarımıza, hatta terörizm dahil her şeyi sosyal medyadan yönlendiriyoruz. Ucu bucağı yok. Korkunç ve umut verici aynı zamanda.

Geleneksel medyanın aksine daha şeffaf ve tarafsız olabilmesi hem avantaj hem dezavantaj sağlıyor. Elbette algoritmaların neyi önümüze çıkardığı da ayrı bir tartışma konusu. Erişilebilirlik arttıkça güvenlik açığı da artıyor. Öyle ya, aslında istihbarat için geliştirilmiş bir teknolojinin temelleri üzerine kurulu bir sistemi kullanıyoruz.

Her çözüm kendi sorununu doğuruyor. Her çocuğun en büyük travmasının annesi olabilmesi gibi belki de. Besleyen, bakım veren, aynı zamanda bozan bir teknoloji.

Toplumsal ahlak ve güvenlik açığı ile birlikte tüketim psikolojisine eklenen yeni bir unsurumuz var. Adı: Bulut.

Kapitalizm yeterince bizi sömürmüyormuş gibi, bir de kendi isteğimizle, bedelsiz olarak, hatta para ödeyerek reklamını yaptığımız her türlü bilgi girişini sağlıyoruz. Kapitalizmde üretim ve sermaye üzerinden kurulan sömürü ilişkisi, teknofeodalizmde dijital platformlara bağımlılık ve bu platformların topladığı veriler üzerinden farklı bir boyut kazanıyor. Artık yalnızca tüketici değil, aynı zamanda farkında olmadan değer üreten kullanıcılarız.

Bedelsiz verilen emeklerin, özellikle bizim gibi gün geçtikçe fakirleşen toplumlarda, bilinç dışı olarak ekstra bir tükenmişlik yükü oluşturduğunu düşünüyorum.

Hindistan’ın teknolojinin test merkezi olarak kullanılması, sayısal fazlalıkların bir avantajı olsa da zengin ülkelerin düşük bütçeli araştırma merkezi olarak kullanıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Türkler olarak inanılmaz bir sosyal medya kullanımımız var. Dünya çapında tanınmış kişiler, influencerlar, futbolcular, markalar bile takipçi ve beğeni sayılarını artırmak için Türklere göz kırpıyor çoğunlukla.

Ben ise bu bilinç dışı sömürü üzerine biraz daha düşünüyorum. Milliyetçiliğimizin bu denli açık bir sömürü haline getirilmiş olmasına alttan alta üzülüyorum.

Peki ne yapabiliriz?

Herkesin kendi fikrini iyi ya da kötü olarak kategorize etmeksizin, hiçbir filtreden geçirmeksizin önümüze sunduğu bir buluttan, topraklarımızı sulayacak bereketli yağmurları nasıl çıkarabiliriz? Hangi durumlarda şemsiyemizi açıp sel felaketine yakalanmadan önlemimizi alabiliriz? Bilinç dışımızı nasıl eğitebiliriz?

İnsan, insanı bile kontrol edememişken gittikçe güçlenen bir yapay zekâyı nasıl kontrol edeceğiz? Ona iyi ve adil olmayı nasıl öğreteceğiz? Nasıl besleyeceğiz? Üstelik insanlık olarak iyilik ve adalet konusunda bile tam anlamıyla uzlaşamamışken…

Düşünmek için kısa bir ara verdim.

Kütüphanede gençleri görmek beni mutlu ediyor. Kendim de çok yaşlı değilim ama onlar benden en az 15-20 yaş küçükler. Bazıları tabletlerle çalışıyor. Çoğu da soru çözüyor. Kütüphaneye kitap araştırmaya gelen çok az, gözlemlediğim kadarıyla. Son altı aydır da epey farklı kütüphane gezdim.

Konumuza dönecek olursak, insanlık hep kendi kaderini belirliyor. Yol ayrımı belki de ilk defa bu kadar keskin ve sinsi ilerliyor. Neyle karşı karşıya olduğumuzun farkına varsak da dikkat dağıtıcılar ve yılgınlık çok fazla.

İnsanın bir şeyleri değiştirmesi için çok net bir tehlike algılaması, çaresiz kalması ya da gerçekten bilinçli olması lazım.

Teknolojinin tıpta kullanımının faydalarını reddetmeden; araştırma, bilim ve insana fayda sağlayacak, hayatını kolaylaştıracak alanları dışlamadan özgürleşmiş zihinler yaratmamız gerekiyor.

Çoğu eylemimizi başkaları için yapıyoruz. Başkası için giyiniyoruz, başkası için sosyal medyada paylaşımlar yapıyoruz. Bunların da üzerimizde hem negatif hem pozitif etkileri oluyor. Dopaminimizi beğenilme oranında yükseltebiliyoruz, bazen de yetmiyor.

Halbuki öz değerimizi sosyal medyada aramak yerine sağlıklı sosyal ilişkiler kurmak, kendi kendimize yetebilmek, kendimizle ve başkalarıyla barışabilmek daha kalıcı mutluluklar yaratıyor.

Bizi gerçekten mutlu eden neyse onu bulup onun üzerine yoğunlaşmak, ona yönelik kişileri takip etmek, kendimizle yeniden tanışıp bağ kurmak ve teknolojiyi kendimiz için çalıştırmak… Buluttan biraz da olsa sıyrılmak ve onu kendi yararımıza kullanmak.

Bu yazıyı evde de yazabilirdim ama ekim ayının pırıl pırıl, güneşli havasında eve tıkılmadan biraz yürüyüş, biraz çimlerde dinlenme, biraz da geleceği umutla yaşayan gençlikle aynı havayı solumak için çıktım.

Siz de kendi bulutunuzdan, güvenli alanınızdan ara sıra, belki sık sık ama mutlaka çıkın.

Sağlıklı günler efendim.

#bulutun #teknolojiyle #sağlıklı

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!