Uluslararası Ceza Mahkemesi Kararlarının Meşruiyeti
“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” cümlesini, hem cümleyi kuran zihnin hem o cümleyi birinin ağzından söyleten zihni sorgulamışımdır.
Benzer sorgulamayı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında 17.03.2023 tarihinde tutuklama kararı vermesi, Rusya’nın bu karara karşı 8.10.2026 tarihinde Japonya’dan UCM Başkanı Tomoko Akane ve 8 mahkeme yetkilisinin iadesini talep etmesi, Japonya’nın da ertesi gün sert protestolarla karşılık vermesi sürecini izlerken yaptım.
Bu süreç; Uluslararası mahkeme görevlilerinin görevleri nedeniyle hedef alınması; diplomatik dokunulmazlıklar, devletlerin iade yükümlülükleri ve uluslararası yargının bağımsızlığı konularını gündeme getiriyordu.
Zihnim beni hem UCM’nin kurumsal kimliğinin, hem kurucu metni olan Roma Statüsü’nün meşruiyetini “Kanunilik İlkesi” ve “Geçmişe Etkili Yargılama Yetkisi” üzerinden değerlendirmeye yöneltti.
“Bir UCM kararı okudum; uluslararası hukuk güvencesine ve hukukun evrensel genel ilkelerine inancım sarsıldı.”. Bir karar, bir hukukçunun mesleki birikimi, hukukun uygulanışına ilişkin her tereddüdü inanç kaybına dönüştürmesi için değil, hukuki güvencelerin neden ve hangi sınırlar içinde korunması gerektiğini daha derinlikli biçimde sorgulayabilmesi içindir. Hukuka bağlılık, bir mahkemenin kararına koşulsuz güvenmek değil; o kararı da hukukun bağlayıcı ilkeleri karşısında değerlendirebilmektir.
UCM, 1998 tarihli Roma Statüsü’nün kabulüyle kurulmuş ve 2002’de faaliyete geçmiştir. Kuruluş amacı, uluslararası toplumu derinden sarsan en ağır suçların cezasız kalmasını önlemek ve bu suçlardan sorumlu kişilerin bireysel cezai sorumluluğunu uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirmektir.
Mahkemenin varlık sebebini oluşturan Roma Statüsü aynı zamanda yargılama yetkisini de düzenlemektedir. Uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendiren en ağır suçların cezasız kalmasını önlemek ve faillerinin cezai sorumluluğunu gerçekleştirmek için kurulan mahkemenin, hukukun sınırlarını aşma yetkisine sahip olması düşünülemez. Bir mahkemenin meşru bir amaç için kurulmuş olması, kullandığı her yetkiyi kendiliğinden meşru hale getirmez.
Uluslararası ceza adaletinin meşruiyeti, yalnızca en ağır suçları cezalandırma amacından değil, bu amacı gerçekleştirirken hukukun çizdiği sınırlar içinde kalmasından ve temel hukuk ilkelerini korumasından doğar. Mahkemenin kuruluş amacının meşruluğu ile somut bir yargılama yetkisinin hukuka uygunluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
UCM’nin amacının meşru olması kullandığı yetki aracını meşru hale getirmeyebilir.
Roma Statüsü, bu ayrımın değerlendirilmesi bakımından özel bir öneme sahiptir. Statü, yalnızca Mahkemenin kuruluşunu, yetkisini ve yargılama usulünü düzenleyen kurumsal bir antlaşma değildir. Aynı zamanda soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunu tanımlayan; bireysel cezai sorumluluğu ve cezalandırma rejimini düzenleyen maddi ceza hukuku hükümlerini de içerir. Dolayısıyla Statü, hem esasa ilişkin hem de usule ve yetkiye ilişkin hükümler barındıran karma nitelikli bir hukuki metindir.
Statünün karma niteliği, kanunilik ilkesi kapsamında esas hükümleriyle usul hükümleri arasında yapay ayrım kurulabileceği anlamına gelmez. Bir hükmün usule veya yetkiye ilişkin olması, onun ceza yargılamasının temel güvenceleriyle ilişkisini ortadan kaldırmaz.
Özellikle zaman bakımından yargılama yetkisi, kişinin hangi fiiller nedeniyle hangi mahkeme önünde yargılanabileceğini belirlediğinden, hukuki güvenlik ve kanunilik ilkeleri bakımından ayrıca incelenmelidir.
Ukrayna, Roma Statüsü’nü 25 Ekim 2024’te onaylamış; Statü, 1 Ocak 2025’te Ukrayna bakımından yürürlüğe girerek ülke bu tarihte taraf devlet olmuştur.
Ukrayna, Roma Statüsü’ne taraf olmadan 10 yıl önce, Statü’nün 12/3maddesi uyarınca iki ayrı “özel amaçlı beyan” vermiştir. 17.4 2014 tarihli ilk beyanı; , Ukrayna topraklarında 21 Kasım 2013 ile 22 Şubat 2014 arasında işlendiği ileri sürülen suçları kapsamaktadır. 8.9.2015 tarihli ikinci beyanında 20.02.2014 tarihinden başlayarak işlendiğini iddia ettiği suçlar ve bitiş tarihini belirtilmeksizin genişletmiştir. İkinci beyan; 24 Şubat 2022’de başlayan ve hala devam eden Rusya-Ukrayna sert güç sürecini de kapsamaktadır. Mahkemenin zamansal yargı yetkisinin kapsamı da; Ukrayna’nın statüye taraf olmasından 11 yıl önceki olaylara ve bugüne hatta sonsuza kadar uzatılmıştır.
Böylece mahkeme Vladimir Putin hakkında tutuklama kararı vermiştir.
Roma Statüsü’nde “Kanunilik İlkesi” 22’nci maddesine ve 24’ncü maddelerinde, mahkemenin hukuku uygulamasının ve yorumlamasının uluslararası kabul görmüş insan haklarıyla uyumlu olmasını gerektirdiği ise 21/3 maddesiyle somutlaşır.
Roma Statüsü’nün 11/2 maddesi, sonradan taraf olan devletler bakımından mahkemenin zaman yönünden yetkisini düzenlerken 12/3 ise; beyan yoluyla taraf olmayan bir devletin mahkemenin yetkisini kabul etmesine imkân tanır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, ülke beyanın geçmişteki fiiller üzerinde yargılama yetkisi doğurabileceği yönünde bir yorumun mahkeme uygulamasında kabul edildiği görülür.
UCM mekanizmasının hukuki güvenceleri etkisizleştirecek şekilde yorumlanması ihtimali bile derin ve sarsıcı kırılmalara neden olabilir. Temel ilkelerin istisnai gerekçelerle aşılabileceği düşüncesinin emsal veya meşrulaştırma aracı haline gelmesine sebep olabilir. Ceza hukukunun temel güvencelerinin istisnai amaçlarla esnetilebileceği yönünde bir yaklaşımın uluslararası hukukta yerleşmesi, kanunilik ilkesinin bağlayıcılığının göz ardı edilmesi hatta ulusal düzeyde de uygulamaların bu yöne kayması riskinin eşiğini oluşturabilir. Devletlerin ulusal ceza yargıları, uluslararası mahkeme uygulamalarını kendi hukuki ve siyasi tartışmalarında emsal gösterebilir.
Hukuk, cezalandırma iradesine sonradan meşruiyet kazandıran bir araç değil, o iradenin en başından itibaren tabi olduğu sınırdır. Bu sınır, yargı makamının bağımsızlığına rağmen değil, bağımsızlığının meşruiyet kazanabilmesi için vardır.
Ceza yargılama yetkisinin zaman bakımından sınırları da bu güvencenin bir parçasıdır.
Bu nedenle, sonradan kurulan yetkinin geçmişe uzatılması yalnızca kovuşturmanın amacı veya fiilin önceden suç oluşturması gerekçe gösterilerek meşrulaştırılamaz.
Cezalandırma yetkisinin geçmişe etkili biçimde kurulmasının kanunilik ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından kabul edilemez olduğu tezi, mevcut hukukun tartışmasız bir sonucu olarak değil, bu ilkelerin kapsamına ilişkin bağımsız ve mutlak bir hukuki iddia olarak savunulmalıdır.
UCM’nin meşruiyeti, yalnızca hangi suçları hangi amaçla kovuşturduğuna değil, bu kovuşturmaları hangi hukuki sınırlar içinde yürüttüğüne de bağlıdır.
Temel ilkelerin istisnai durumlarda dahi korunması, uluslararası ceza adaletinin inandırıcılığı ve hukukun cezalandırma iradesi üzerindeki bağlayıcılığı bakımından belirleyicidir.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Son Yazıları
- Finansal Güç veya Kinetik Otorite
- İklim Güvenliği Şart: COP31 Türkiye İçin Kritik Bir Eşik
- Şehit Yakınları Devlete Emanet
- Amatör Balıkçı Teknesi Ruhsat Faturası Kime Kesilecek?
- Amatör Balıkçı Teknesine Ruhsat Geliyor
- COP31 - İklim Verileri Ruznamesi ve Sır Katipleri
- Taşucu-Girne Deniz Kazası Pervasızlıktan mı Mücbir Sebepten mi Kaynaklandı?
- Neyde Mevlevi Meşkte Bektaşi
- Hürmüz Takvimi-9
- Hürmüz Takvimi-8
İlginizi Çekebilir
Trend Makaleler
Sarıyer’den İstanbul’a açık uyarı: Önce altyapı, sonra inşaat!