Sarıyer Söz
Sarıyer Söz
Yağmur
Afyonkarahisar · 12°C
Bizi Takip Edin
01 Ekim 2026 - 12:39

İklim Güvenliği Şart: COP31 Türkiye İçin Kritik Bir Eşik

"Böylece COP31, Türkiye’de sona eren bir konferans değil; Türkiye’nin iklim güvenliği kapasitesini kurumsallaştırdığı bir başlangıç haline gelir."

0 Paylaşım
İklim Güvenliği Şart: COP31 Türkiye İçin Kritik Bir Eşik

COP31, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Antalya’da gerçekleştirilecek. Türkiye ile UNFCCC arasındaki Ev Sahibi Ülke Anlaşması yürürlüğe girdi.

COP31’den doğan “Diplomatik Fırsat”, gelecekçi ve ufuklu anlayışla, mevcut iklim gündeminin güvenlik, ekonomik dayanıklılık ve hukuk boyutlarını birbirine bağlayan “COP31 Gündemi” oluşturarak, “Diplomatik Liderlik” aşamasına taşınabilir.

COP31, Türkiye’nin “İklim Liderliği” konusunda kritik eşiktir.

Gündem; “İklim Güvenliği” odağında yepyeni “Yönetişim” ve “Hukuk” alanı oluşturulduğunda bu eşik aşılabilir.

COP31, Türkiye'ye iklim liderliğini kurumsallaştırma fırsatı sunmaktadır.

Türkiye’nin ulusal mevzuatı ve katılım sağladığı uluslararası anlaşmalar kapsamında; iklim riski meselesinin iklim liderliği sonucunu doğurması an meselesi.

Çünkü; Anayasa Mahkemesi; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını koruma ve çevre kirliliğini önlemek üzere etkili bir çevre hukuk düzeni oluşturma yükümlülüğünü devlete yüklüyor. İklim değişikliğinin çevre ve insan yaşamı üzerindeki etkileri dikkate alındığında, bu yükümlülük iklim risklerinin önlenmesi ve yönetilmesine ilişkin etkili hukuki ve idari mekanizmaların geliştirilmesini de gündeme getirmektedir.

İklim mevzuatı emisyon azaltım mevzuatından ibaret değildir. Ulusal dayanıklılık ve güvenlik politikası ile yönetişim mevzuatının oluşturulması ihtiyacı doğurmuştur. NATO, iklim değişikliğini güvenlik üzerinde etkili bir “tehdit çarpanı” olarak ele almaktadır.

İklim güvenliği, ulusal güvenlik ve ekonomik politikaların dışında tutulabilecek bir çevre başlığı değildir.

Karbon atmosferik mesele olmaktan çıkmıştır. Karbon yoğunluğu dış ticaretin ve rekabet gücünün ekonomik parametrelerinden biri haline gelmiştir. Yatırım kararları ve enerji, sanayi, İhracat, teknoloji yatırımları, finansman ihtiyacı ve kamu bütçesi iklim politikasından bağımsız tasarlanamaz.

İklim riski; Gıda, Tarım ve Sağlık, Enerji ve Ulaştırma, Sıfır Atık, Dirençli Şehirler ve Yapılı Çevre, Finans ve Ticaret, Çocuklar, Gençler, Eğitim ve Beceriler, Bilim, Sanayi ve Teknoloji, Okyanuslar, Denizler, Doğa ve Arazi Kullanımı, İnsan ve Sosyal Kalkınma, İmece Uygulamanın Güçlendirilmesi başlıklarında güvenlik, dayanıklılık ve süreklilik unsurlarını doğrudan kamu politikalarına dönüştürmektedir.

Ayrıca; iklim krizinin sonuçlarını yönetmek yetmez. Krizi derinleştiren ağır doğa tahribatlarının ceza hukukunun konusu haline getirilmesi gerekir.

COP31: farklı güvenlik ve ekonomi kurumlarını aynı risk haritasında buluşturma fırsatıdır. Avrupa Birliği'nin ekonomik dönüşümü ile NATO'nun güvenlik yaklaşımı arasında, Paris Anlaşması'nın iklim yükümlülükleri ile ulusal ekonomik güvenlik politikaları arasında bir bağlantı kurulabilir.

Türkiye bunu yapabilecek jeopolitik konuma sahiptir.

Akış Jeopolitiği bağlamında; enerji akışları, ticaret koridorları, limanlar, kritik altyapılar, su, gıda ve savunma lojistiği bakımından; eşik, koridor, kesişim ve bağlantı niteliklerini hali hazırda taşımaktadır.

Enerji ve gıda koridorlarının merkezindedir.
Karadeniz ve Akdeniz, Asya ile Avrupa'nın kesişimindedir.
Avrupa, Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya arasında bağlantı ve eşik noktasıdır.

Türkiye'nin COP31 vizyonu; yalnızca “yeşil dönüşüm” kavramıyla sınırlandırılmayıp, Ulusal İklim Güvenliği Risk Haritası oluşturulabilir. Bu harita kamu yatırımlarında iklim risk analizi standart hale getirilebilir.

Böylece; su ve gıda güvenliği, göç ve demografi güvenliği, enerji ve lojistik dayanıklılığı, kritik altyapı ve limanların dayanıklılığı, askeri tesis ve ulaşım koridorları dayanıklılığı ile finansal ve ekonomik sistem sürekliliği sağlanabilir. Finans sektöründe fiziksel ve geçiş riskleri, karbon ve iklim riskleri ile göç tek bir ekonomik güvenlik çerçevesinde değerlendirilebilir.

Böylece; COP31’in mirası Ulusal İklim Güvenliği Politikaları olabilir.

COP31’in Türkiye için kalıcı mirası, yalnızca Antalya’da alınacak kararlar değil; konferans sonrasında işlerliğini sürdürecek bir İklim Güvenliği Yönetişim Modeli olmalıdır. Bu miras; Ulusal İklim Güvenliği Risk Haritası’nın oluşturulması, iklim risklerinin kamu yatırımlarına ve kritik altyapı planlamasına entegre edilmesi, iklim-güvenlik-ekonomi-hukuk koordinasyonunu sağlayacak kurumsal bir mekanizma kurulması, ağır çevresel tahribatın ceza hukuku boyutunun uluslararası gündeme taşınması ve Antalya merkezli kalıcı bir İklim Güvenliği ve Yönetişim Merkezi oluşturulması gibi somut çıktılarla ölçülebilir.

Böylece COP31, Türkiye’de sona eren bir konferans değil; Türkiye’nin iklim güvenliği kapasitesini kurumsallaştırdığı bir başlangıç haline gelir.

Türkiye'nin iklim liderliği COP31'de kendiliğinden oluşmayacak; kurulacak gündem, üretilecek hukuk ve bırakılacak miras üzerinden kurumsal olarak inşa edilecektir.

 

#cop31 #türkiyede #iklim

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!