İklim Krizi Kadın Meselesidir: COP31'de Kadınların Sesi Ne Kadar Duyulacak?
Dünya, iklim krizinin etkilerini artık uzak coğrafyalarda yaşanan felaket haberlerinden ibaret görmüyor. Kuraklık, orman yangınları, seller, aşırı sıcaklar, su kaynaklarının azalması ve gıda krizleri hayatımızın tam ortasında. Bu kriz hepimizi etkiliyor. Ancak herkesi aynı ölçüde etkilemiyor. Çünkü iklim krizi yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve toplumsal cinsiyet temelli bir adalet meselesi.
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, dünyanın gözlerini kentimize çevirecek. Yaklaşık 200 ülkenin temsilcilerini, bilim insanlarını, karar vericileri, sivil toplum kuruluşlarını ve iklim aktivistlerini buluşturacak bu önemli zirve, Antalya için tarihi bir sorumluluk taşıyor.
Ancak ben bu büyük buluşmaya yalnızca diplomatik görüşmeler, çevre politikaları ve karbon emisyonları üzerinden bakmak istemiyorum. Bir kadın olarak, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden şu soruyu sormak istiyorum:
İklim krizinin yükünü en ağır hisseden kadınlar, bu krize ilişkin kararların alındığı masalarda ne kadar temsil ediliyor?
İklim krizinin görünmeyen yükünü kadınlar taşıyor
İklim değişikliği toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan, tarımla uğraşan, düşük gelirli ve sosyal güvenceden yoksun kadınlar iklim krizinin sonuçlarıyla çok daha doğrudan karşılaşıyor.
Kuraklık olduğunda suya ulaşmak zorlaşıyor. Tarımsal üretim azaldığında kadınların ekonomik güvencesi sarsılıyor. Gıda fiyatları yükseldiğinde aile bütçesini ayakta tutma sorumluluğu çoğu zaman kadınların omuzlarına biniyor. Aşırı sıcaklar ve doğal afetler ise kadınların bakım emeğini, sağlık hizmetlerine erişimini ve güvenli yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor.
Üstelik afet dönemlerinde kadınlar ve kız çocukları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve istismar riskleriyle de karşı karşıya kalabiliyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) COP31 kapsamında dikkat çektiği konulardan biri de tam olarak bu: İklim krizinin kadınlar ve kız çocukları üzerindeki orantısız etkileri; anne sağlığı, üreme sağlığı ve şiddetten korunma hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar.
Dolayısıyla iklim politikaları oluşturulurken kadınların ihtiyaçlarını görmezden gelmek, toplumun önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına geliyor.
Kadınlar yalnızca etkilenen değil, çözümün de öznesidir
Kadınları yalnızca iklim krizinin mağdurları olarak tanımlamak büyük bir eksiklik olur. Çünkü kadınlar aynı zamanda doğayı koruyan, üretimi sürdüren, yerel bilgi ve deneyimi kuşaktan kuşağa aktaran, dayanışma ağlarını oluşturan ve çözüm geliştiren güçlü aktörlerdir.
Kooperatiflerde üretim yapan kadınlardan tohumları koruyan çiftçilere, atık yönetimi ve geri dönüşüm alanında çalışanlardan çevre mücadelesi yürüten aktivistlere kadar kadınlar, sürdürülebilir yaşamın inşasında önemli roller üstleniyor.
Fakat emek vermek ile karar alma süreçlerinde söz sahibi olmak aynı şey değil.
Kadınların çevre politikalarının oluşturulmasında, iklim finansmanının dağıtılmasında, enerji dönüşümünde, tarım ve su yönetiminde, yerel yönetimlerin planlamalarında ve uluslararası müzakerelerde eşit temsil edilmesi gerekiyor.
Kadınların yalnızca etkinliklere davet edildiği değil, politikaların şekillendirilmesinde gerçek anlamda söz sahibi olduğu bir iklim yönetimine ihtiyacımız var.
COP31'de kadınların talepleri gündemin merkezinde olmalı
COP31'in resmi programında 19 Kasım, insan, sosyal kalkınma ve toplumsal cinsiyet başlıklarına ayrılmış durumda. Bu kapsamda kadınların güçlendirilmesi ve adil dönüşüm konularının ele alınması önemli bir fırsat sunuyor.
Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca bir günlük gündem maddesi olarak değerlendirilmemeli. Kadınların ihtiyaçları ve hakları, zirvenin bütün başlıklarına yansımalı.
Özellikle şu konuların COP31'in somut çıktıları arasında yer almasını önemsiyorum:
- İklim politikalarında kadınların eşit ve etkin temsili güvence altına alınmalı.
- Kadın kooperatifleri ve kadın girişimciler yeşil dönüşümün ekonomik desteklerinden yararlanabilmeli.
- İklim krizinden etkilenen kadın çiftçilere finansman, eğitim, teknoloji ve üretim desteği sağlanmalı.
- Suya, gıdaya, enerjiye ve sağlık hizmetlerine erişimde toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilmeli.
- İklim kaynaklı afetlerde kadınların ve kız çocuklarının güvenliği için özel politikalar geliştirilmeli.
- Yeşil ekonomi ve yeni istihdam alanlarında kadınların eşit fırsatlara erişimi sağlanmalı.
- Yerel kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları iklim kararlarının oluşturulmasına etkin biçimde katılmalı.
Çünkü adil bir iklim politikası, yalnızca doğayı korumayı değil, insan onurunu, eşitliği ve sosyal adaleti de korumayı gerektirir.
Antalya'dan dünyaya yükselen kadın dayanışması
COP31'in Antalya'da düzenlenmesi, kentimizde yaşayan kadınlar ve sivil toplum kuruluşları açısından da önemli bir sorumluluk ve fırsat yaratıyor.
Antalya yalnızca turizmin ve doğal güzelliklerin kenti değil; tarımın, üretimin, emeğin, kültürel çeşitliliğin ve toplumsal dayanışmanın da kenti.
Kentimizde su kaynaklarının korunmasından tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine, orman yangınlarıyla mücadeleden kıyıların ve denizlerin korunmasına kadar pek çok alanda kadınların bilgi ve deneyimine ihtiyaç var.
COP31 öncesinde gerçekleştirilen COP Women Antalya buluşması da kadınların iklim politikalarındaki rolünü, yerel ihtiyaçları ve çözüm önerilerini gündeme taşıması bakımından değerli bir adım oldu.
Burada önemli olan, bu buluşmaların yalnızca zirve öncesinde gerçekleştirilen etkinlikler olarak kalmaması. Kadınların ortaya koyduğu önerilerin yerel yönetimlere, ulusal politikalara ve uluslararası iklim müzakerelerine taşınması gerekiyor.
Kadın örgütleri, meslek kuruluşları, kooperatifler, çevre platformları ve sivil toplum kuruluşları bu sürecin aktif paydaşları olmalı.
Gelecek kadınların eşit söz hakkıyla mümkün
İklim krizine karşı mücadele, yalnızca teknolojiyle, yatırımlarla ve uluslararası anlaşmalarla kazanılamaz. Bu mücadele aynı zamanda zihniyetlerin, alışkanlıkların ve eşitsizliklerin değişmesini gerektirir.
Kadınların emeğinin görünür olmadığı, karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediği, ekonomik kaynaklara eşit erişemediği bir dünyada iklim adaletinden söz etmek mümkün değildir.
Antalya'da gerçekleştirilecek COP31'i bu nedenle yalnızca uluslararası bir iklim zirvesi olarak değil, kadınların sesini ve taleplerini küresel ölçekte duyurabilecekleri bir fırsat olarak görüyorum.
Dileğim; COP31 salonlarında alınacak kararların yalnızca devletlerin taahhütlerinden ibaret kalmaması, tarlada üretim yapan kadının, köyünde suya ulaşmaya çalışan kadının, çocuğunun geleceği için kaygılanan annenin, doğayı korumak için mücadele eden aktivistin ve emeğiyle yaşamı dönüştüren bütün kadınların hayatına dokunmasıdır.
Çünkü iklim adaleti olmadan toplumsal adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan da gerçek bir sürdürülebilir gelecek mümkün değildir.
Unutmayalım: Kadınlar iklim krizinin yalnızca mağduru değil, çözümün de en güçlü ortaklarıdır.
COP31'den beklentimiz açık: Kadınlar adına değil, kadınlarla birlikte karar alınan; kadınların emeğinin, bilgisinin ve sözünün değer gördüğü bir gelecek.
Antalya'dan dünyaya verilecek en güçlü mesajlardan biri de bu olmalı: Geleceği birlikte koruyalım, eşitliği birlikte inşa edelim.
Gülşen Aras Gülmez
Kadına Dair Derneği (KADİDER) Yönetim Kurulu Üyesi
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
İndirim Değil, Fiyat Oyunu! Tüketiciyi Aldatmayın!
Görüntüle →Son Yazıları
- Kadın Güçlenirse Toplum Nefes Alır
- Kadınların Hayatına Dokunmayan Bir Gündem Eksiktir
- Ahmet Telli'nin Ardından: Şiir Sustu Sanmayın, Vicdan Konuşmaya Devam Ediyor
- Kadın ve Göç: Bavula Sığmayan Hayatlar
- Babalar Günü: Sessiz Kahramanların Günü
- Dünya Çevre Günü: Doğayla Uyumlu Bir Geleceğin İnşası
- Dijital güç: kadınların sosyal medyada yükselen sesi
- Kadının Siyasetteki Yeri: Temsil mi, Dönüşüm mü?
- 8 Mart: Bir Gün Değil, Bir Mücadele
- Sevginin En Gerçek Hali: Kadın Ve 14 Şubat