Sarıyer Söz
Sarıyer Söz
Sağanak
Afyonkarahisar · 13°C
Bizi Takip Edin
04 Kasım 2026 - 16:52

Türkiye siyasi egemenliğini korumalıdır

Avukat Yasemin Bal, Türkiye'nin uluslararası siyasetteki konumu ve edinmesi gereken tutum hakkında yazdı.

0 Paylaşım
Türkiye siyasi egemenliğini korumalıdır

Türkiye'nin Roma Statüsü'ne taraf olması yönündeki çağrılar, genellikle hukukun üstünlüğüne ve uluslararası adalete bağlılık üzerinden gerekçelendiriliyor. Ancak bu çağrılarda uluslararası ceza yargısının siyasi sonuçları ve devletler arasındaki güç eşitsizlikleri yeterince tartışılmıyor.

Egemenliğin maliyeti ölçülebilir olabilir; kaybı ise çoğu zaman geri döndürülemezdir.

Uluslararası adaletin meşruiyeti, uluslararası güç dengelerinden bağımsız düşünülemez. 

Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) katılım, yalnızca hukuki bir işlem değildir. Devletin dış politika, güvenlik ve egemenlik yetkilerinin kullanımı üzerinde sonuçlar doğuran stratejik bir tercihtir.

Uluslararası adaletin siyasi eşitsizliği

Roma Statüsü'nün en önemli yapısal sorunlarından biri, uluslararası ceza adaletinin bütün devletleri aynı ölçüde kapsamamasıdır.

ABD, Çin ve Rusya gibi küresel güçler Statü'ye taraf değildir. Buna karşılık taraf devletler, Mahkemenin yargı yetkisini ve kapsamlı iş birliği yükümlülüklerini kabul etmektedir. Taraf olmayan devletlerin vatandaşlarının da belirli koşullarda yargılanabilmesi, bu yapısal farklılığı tamamen ortadan kaldırmaz.

Normlar güç üretir; ancak hangi normların ne ölçüde uygulanacağını çoğu zaman yine güç dengeleri belirler. Adaletin meşruiyeti yalnızca mağdura ulaşmasıyla değil, herkese eşit uygulanmasıyla da ölçülür.

Türkiye açısından temel mesele şu soruyla odağa çekilir.  Küresel askerî ve siyasi gücün önemli bölümünü elinde bulunduran devletler aynı yükümlülükleri üstlenmezken, Türkiye neden kendi egemenlik yetkilerini daha kapsamlı bir uluslararası denetime açmalıdır?

Güvenlik Konseyi ve uluslararası siyasetin etkisi

Roma Statüsü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine belirli durumları UCM'ye sevk etme yetkisi tanımaktadır. Konseyin soruşturma veya kovuşturmaların ertelenmesini istemesine imkân vermektedir. Bu düzenlemeler, uluslararası ceza adaleti ile küresel güç siyaseti arasında kurumsal bir ilişki oluşturmaktadır.

Veto yetkisine sahip beş devletin ayrıcalıklı konumu, devletlerin egemen eşitliği ilkesi bakımından sorgulanmayı hak etmektedir.

UCM'nin yargısal bağımsızlığı ile Güvenlik Konseyinin siyasi yetkileri birbirinden ayrılmalıdır. Ancak bu ayrım, sistemin siyasi eşitsizliklerini görünmez kılamaz.

Türkiye'nin jeopolitik gerçekliği

Türkiye, Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişiminde bulunan; sınır ötesi askerî operasyonlar gerçekleştiren, terörle mücadele eden ve çok sayıda bölgesel uyuşmazlıkla karşı karşıya olan bir devlettir.

Suriye, Irak, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikalarının uluslararası ceza soruşturmalarıyla ilişkilendirilebilmesi, Türkiye'nin güvenlik kararları üzerinde yeni hukuki ve diplomatik baskılar oluşturabilir.

Elbette hiçbir güvenlik politikası savaş suçlarını veya insanlığa karşı suçları meşrulaştıramaz.

Ancak uluslararası suçların cezalandırılması gerekliliği ile ulusal güvenlik kararlarının hangi yargısal mekanizma tarafından denetleneceği farklı meselelerdir.

Tamamlayıcılık ilkesi egemenliği tamamen koruyor mu?

Son sözün kimde olduğu sorusu, tamamlayıcılık tartışmasının tam merkezinde yer almaktadır.

Roma Statüsü, ulusal mahkemelere öncelik tanıyan tamamlayıcılık ilkesini düzenlemektedir. Ne var ki ulusal soruşturmaların gerçek ve yeterli olup olmadığını değerlendirme yetkisi UCM'ye aittir.

Dolayısıyla Türkiye'nin kendi vatandaşları hakkında soruşturma yürütmesi, uluslararası müdahaleyi her durumda engellemeyecektir. Bu durum egemenliğin ortadan kalkması değil, ceza yargısı yetkisinin belirli koşullarda uluslararası denetime açılmasıdır.

Stratejik devletler gerçekleşmiş risklere değil, gerçekleşme ihtimali bulunan risklere karşı tedbir alır. Uluslararası itibar, egemenlikten vazgeçmenin değil, egemenliği etkin kullanabilmenin sonucudur.

Uluslararası adalete evet, koşulsuz yetki kabulüne hayır

Türkiye'nin Roma Statüsü'ne taraf olmaması, uluslararası suçların cezasız bırakılmasını savunmak anlamına gelmemelidir. Aksine Türkiye, ulusal mahkemelerinin bağımsızlığını güçlendirerek, ağır uluslararası suçların etkili soruşturulmasını sağlayarak ve uluslararası hukuk yükümlülüklerini yerine getirerek hesap verebilirliğe katkıda bulunabilir.

Roma Statüsü'nün çekince yasağı da Türkiye'nin katılım konusunda neden dikkatli olması gerektiğini göstermektedir.

Sorgulanan husus; mahkemenin bağımsızlığı değil, bağımsızlığın faaliyet gösterdiği siyasi zeminin eşitliğidir. Sorun kimin içeride veya dışarıda olduğu değil, kuralların herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığıdır.

Uluslararası ceza adaletine bağlılık, her uluslararası yargı mekanizmasının yetkisini koşulsuz kabul etme zorunluluğu değildir.

Türkiye'nin siyasi bakımdan en güçlü yaklaşımı, uluslararası adaleti desteklerken devlet egemenliğini, anayasal güvencelerini ve meşru güvenlik çıkarlarını koruyan şartlı bir katılmama politikası benimsemektir.

Çünkü uluslararası adaletin gerçek gücü, yalnızca mahkemelerin yetkilerinden değil; bu yetkilerin bütün devletlere eşit, bağımsız ve öngörülebilir biçimde uygulanmasından doğar.

Yatırımcı güveni yalnızca uluslararası üyeliklerden değil, öngörülebilir ve güçlü ulusal kurumlardan doğar.

Devletler hukukta umut edilen faydalardan önce, gerçekleşmesi hâlinde telafisi güç olacak riskleri değerlendirmek zorundadır.

#türkiye #uluslararası #siyasi

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!