Her Şeyden Biraz Umuttan Çokça…
Bu hafta ne yazsam diye çok düşündüm.
Aslında haftanın başında başka bir yazı hazırlamıştım ama yazının benim gibi biraz daha olgunlaşması gerekiyordu.
COP31’e yaklaşırken İzmir Deniz Ticaret Odası’nda güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Ona değinmek de vardı aklımda. Bir yandan başka konular…

İyilik ve kötülüğün, karamsarlık ve umudun iç içe geçtiği günler geçiriyoruz. Güzel şeyler oluyor ama bir yandan da umudumuzu tüketmeye yönelik pek çok şey yaşıyoruz.
“Bilemiyorum Altan”.
Bir yandan ülkemizde gerçekleştirilecek COP31’in prestiji, diğer yandan COP31’e dair endişeler var kamuoyunda.
Tarih bize gösteriyor ki; Kopenhag’dan Paris’e, Glasgow’un yetersiz politikalarına karşı yürüyen 100 binlerden Mısır, Dubai ve Bakü’deki hak ve finansman arayışlarına kadar her COP zirvesi, aslında sivil toplumun sesini duyurma mücadelesine sahne oldu.
COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye’de de yalnızca organizasyonun prestijini değil, sivil toplumun katılımını, ifade özgürlüğünü ve farklı görüşlerin ne kadar duyulabileceğini düşünmek gerekiyor.
Halkların İklim Zirvesi de sesini duyurmak için çalışıyor bu hususta.
“COP31’e Sesleniş: İzmir’den Dünya’ya Dirençli Kıyı Kentleri” söyleşisinde de aslında bu bağlantıları konuştuk.
Gıda güvenliğinden kıyı kentlerine, depremden tsunami riskine, iklim değişikliğinin neden olabileceği göçlerden katılımcı yönetime kadar pek çok konuya değindik.
Sayın Ö. Ulaş Kırım’ın tarım alanları ve gıda güvenliği üzerine değerlendirmeleri önemliydi. Bir yandan COP31’in yapılacağı alanla ilgili endişelerini dile getirdi. Tarım arazilerinin kullanılmasıyla ilgili iddialar, sökülen ağaçlar, Antalya’da bu yıl telef olan kapya ve Macar biberleri...
Verimli tarım arazilerini kaybetmenin yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunu olduğunu dile getirdi. Özellikle afet sonrasında temiz suya, güvenilir gıdaya ve hijyenik koşullarda beslenmeye erişimin ne kadar önemli olduğunu da konuştuk.
Gıda israfının yalnızca gıdanın değil; suyun, enerjinin, toprağın ve insan emeğinin de israfı olduğunu hatırlattı bize.
Sayın Prof. Dr. Zerrin Toprak Karaman’ın kıyı yönetimi, katılımcılık ve iklim değişikliğinin neden olabileceği göç hareketleri üzerine değerlendirmeleri de düşündürücüydü.
Suların yükselmesiyle yaşanabilecek göçler, güvenlik sorunları, kıyı kentlerinin geleceği… Dağlık bir ülke olduğumuz için bu konuda ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor sular yükselmeden.
Sayın Hakan Alten’in Seferihisar’da tsunami riskine karşı yapılan çalışmaları anlatması da önemliydi. 2025 yılında 22 mahallede 26 afet eğitimi gerçekleştirilmiş olması, tahliye güzergâhları ve farkındalık çalışmaları, afet gerçekleşmeden önce hazırlık yapmanın mümkün olduğunu gösteriyor.
5 Kasım Dünya Tsunami Farkındalık Günü’nün hemen ardından bunları düşünmek ayrıca anlamlı.
Aldıkları UNESCO CoastWave 2.0 sertifikasından ve kendilerinin ne denli hazır olduklarından da bahsetti.
Ben de yapay zeka ve teknolojik gelişmelerin iklim krizine çözüm üretmek ve adil çevre hakkını güçlendirmek için kullanılması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerimi sundum.
Sayın Kadir Karpuz’un fosil yakıt tüketimi, kıyı güvenliği ve afetlerden önce önlem alma konusundaki vurguları da önemliydi.
Aslında bütün bu konuların ortak bir noktası var: Sorunları yaşadıktan sonra çözmeye çalışmak yerine, önceden düşünmek ve birlikte hareket etmek. Erken uyarı sistemleri.
COP31’in ülkemizde yapılmasını çok değerli buluyorum. Ama değerli bulduğumuz şeyleri eleştirebilmenin de önemli olduğunu düşünüyorum.
Büyük şirketler, çevre kirliliğinde önemli payı olan ülkeler gerçekten değişimin bir parçası olmaya gönüllüler mi? Buradan anlamlı işler çıkarabilecek miyiz?
Büyük bir adım olduğu tartışmasız.
Katılımcı olmak, kendi düşüncelerimize ters düşse bile insanlarla işbirliği yapmaya çalışmak, adil, dürüst ve şeffaf bir düzen için hep beraber çalışmak bize COP’tan kalanlardan yalnızca biri olacak gibi duruyor.
Adaletli bir çevre dileğimle. Sağlıklı günler efendim.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Galatasaray Konya'da Zorlanmadı
Görüntüle →Son Yazıları
- 'Yıkama Beynimi'
- Azim ve Zarafet'ten Liyakat ve Cumhuriyet’e
- Bulut'un dışında
- Gıdanın Geleceği: Daha Fazla Üretmek mi, Daha Akıllı Üretmek mi?
- Gülnihal Öztürk Yazdı... Aşırı Sıcaklara Karşı Dirençli Türkiye
- Dijitalleşen Dünyada Sanat, Çevre ve Ekonomi
- 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü ve Mezotelyoma Farkındalık Günü