2026 yılı bütçe görüşmeleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan kavgalar, ilk bakışta “hararetli bir demokrasi” görüntüsü verebilir. Farklı görüşlerin çarpışması, sert tartışmalar, yüksek sesler… Evet, bunlar parlamenter sistemlerin doğasında vardır. Ancak asıl mesele şudur: Bu kavga kimin için, ne için?
Eğer Meclis’te yükselen sesler, 2026 asgari ücretinin insan onuruna yakışır bir seviyeye çıkarılması içinse…
Eğer o tartışmalar, yıllarca çalışıp bugün ay sonunu getiremeyen emeklilerin insanca yaşayabilmesi için verilen bir mücadeleninse…
Eğer kavga, çiftçinin borcunu kapatabilmesi, gencin iş bulabilmesi, esnafın kepenk kapatmaması için ediliyorsa…
İşte o zaman bu tabloya bakıp şunu deriz:
“Ne mutlu Türk halkına… Bu Meclis hâlâ halkın Meclisi’dir.”
Ama ya gerçek bu değilse?
Ya bu kavgalar;
bakanlık bütçelerinin paylaşımı,
koltukların korunması,
parti içi dengelerin ayakta tutulması,
menfaat gruplarının beklentilerinin karşılanması içinse…
O zaman ne yazık ki karşımızdaki tablo bir demokrasi manzarası değil, bir çöküş fotoğrafıdır.
Bugün sokaktaki vatandaş şunu soruyor:
“Ben pazarda filemi dolduramazken, siz neyin bütçesini kavga ederek büyütüyorsunuz?”
“Ben kiramı ödeyemezken, sizin kırmızı çizginiz neden benim sofram değil?”
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan her milletvekili şunu unutmamalıdır:
O koltuklar birer imtiyaz alanı değil, emanet yeridir.
O bütçeler parti kasaları için değil, halkın alın teriyle oluşmuş kutsal kaynaklardır.
Eğer seçilmişler, halkın refahını düşünmek yerine kendi huzurlarını, parti çıkarlarını ve kişisel geleceklerini öncelemeye başladıysa;
işte o zaman “vah bizim halimize” deme noktasına çoktan gelmişiz demektir.
Belki de artık asıl görev halka düşüyordur.
Halk;
etiketlere körü körüne bağlanmadan,
parti rozetlerinden önce kendi sofrasına bakarak,
kendi menfaatini, kendi geleceğini savunacak bilinçli bir irade ortaya koymak zorundadır.
Bu; sokakla, sandıkla, sivil duruşla ve ortak akılla kurulacak bir mekanizmadır.
Kendi yönetim anlayışını sorgulayan,
hesap soran,
unutmayan bir halk iradesidir.
Belki bugün sadece bir hayal gibi görünüyor…
Ama her büyük değişim önce bir hayalle başlar.
Kendi iradesiyle, kendi geleceğini kuran bir halk hayaliyle…


