Dr. Tolga Şahin
Köşe Yazarı
Dr. Tolga Şahin
 

Demokrasi Perdesi!

Türkiye’de demokrasi tartışması çoğu zaman sandıkla başlar, sandıkla biter. Oysa asıl soru şudur: Sandık varsa iktidar gerçekten halka mı aittir? “Sandık varsa elbette demokrasi vardır” diyebilir miyiz? Bu soruların hepsine yanıt kocaman bir “HAYIR”. Osmanlı monarşisi yıkıldıktan sonra yerine gerçekten demokrasi mi geldi? Bugün biz demokrasiyle mi yönetiliyoruz? Osmanlı monarşisi yıkıldıktan sonra kurulan oligarşi, yani seçkinler yönetimi, hâlâ devam ediyor aslında. Siz, 5 yılda bir sandığa giderek iktidarı belirlediğinizi mi sanıyorsunuz? Aslında sadece size sunulan olasılıklar arasında bir tercihte bulunuyorsunuz; Tıpkı ÖSYM sınavında bize sunulan çoktan seçmeli şıklar gibi, 5 şık dışında bir seçenek yok. Peki bu partiler ve siyasi aktörleri kimler? Aynı seçkin zümrenin insanları değil mi? Halkın arasından çıkıp gerçekten seçim kazanan kimse var mı? Türkiye’de çok partili hayat boyunca iktidarlar değişti fakat iktidara kimlerin aday olabileceği büyük ölçüde sabit kaldı. Bu, bir “seçkinler rekabeti” modelidir. Bu modelde seçimler yapılır, partiler yarışır ancak yarışa katılabilenler sınırlıdır. Parası olanlar bu zümre içinde yer alabilir sadece. Tarihsel örneklerden biri, 1950 seçimidir. “Halk iradesinin tecelli ettiği”, “tarihsel bir eşik”, “demokrasi zaferi” olarak sunulan bu seçim gerçekten halkın zaferi miydi, yoksa elitler arasında güç transferi miydi? CHP’den ayrılan eski başbakan Celal Bayar, CHP Aydın Milletvekili, toprak ağası Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün kurduğu Demokrat Parti’nin iktidara gelişi halkın zaferi miydi? “Köylü partisi” olarak lanse edilen DP köylü için neler yaptı? Demokrat Parti iktidarında, Köy Enstitüleri kapatıldı, topraksız köylüyü topraklandırma kanunu askıya alındı, ‘tarımda makineleşme sağlanıyor’ diyerek çiftçi yabancıya borçlandırıldı. Zaten gariban köylü değil, büyük toprak sahipleriydi traktör alabilenler. Krediyle alınan traktörün taksitleri ve yedek parça borçları ise yabancıya ödeniyordu. DP’nin iktidarıyla CHP döneminde karşı çıkılan vesayet mekanizmaları tasfiye edilirken, yerlerine yeni bir iktidar ağı kuruldu. Bürokrasi, yargı, medya ve sermaye ilişkileri başka aktörler etrafında şekillendi.  (Demokrat Parti sonrasında iktidara gelen her parti bu yöntemi benimsedi.) Sandık varlığını sürdürdü fakat siyasal karar alma alanı daraldı. Seçim, iktidarı sınırlayan bir araç olmaktan çok, iktidarın meşruiyet teyidine dönüştü. Halkın oligarklaşmakla suçladığı CHP yerine gelen DP demokrasi getirmedi. Oligark yönetimi devam etti ve sadece parti ve aktör isimleri değişti. Ekonomi alanında da durum farklı değildi. DP tek başına liberal ekonomiyi benimsemedi. CHP, özellikle 1940 sonrasında zaten liberalizme yönelmişti. “Karma ekonomi” dediler ama özel sermayeyi öne çıkarıyorlardı. Savaş sonrası paranın yön değiştirmesi ve ABD’nin etkisi, Türkiye’de liberal politikaların güç kazanmasına yol açtı. Sonraki süreçte hangi iktidar devletçiliğe yönelik ekonomi politikaları güttü? Hiçbiri. Peki neden seçkinler yönetimi inşa edildi, halk yönetimi inşa edilemedi Türkiye’de? Osmanlı’da padişahın kulu olmaya alışık olan halk, demokrasi talebinde bulunmadı hiçbir zaman. İngiltere’de halk teee 1215’te kralın yetkilerinin kısıtlanması için ayaklanırken, bizde tepeden inme yetki kısıtlaması oldu. Türkiye’de demokrasi talebi seçkinler tarafından dile getirildi. Halk ise 5 yılda bir oy atarken iktidarı belirlediğini sanıyor, aslında sadece seçkinler arasında değişim oluyor. Sandık dar bir çerçevede kuruluyor ve seçkinler yönetimi güncellenerek iktidarını sürdürüyor. Bu sistem böyle devam edecek. Halk, 5 seneden 5 seneye sandığa gidip iktidarı belirlediğini sanarak oy sandığına göğsünü kabarta kabarta pusula atmaya devam edecek! Tam oy atarken fotoğraf çektirerek, aidiyet hissettiği partiye “demokrasi” görevini nasıl yerine getirdiğini gösterecek. Hatta bu da yetmeyecek oy pusulasının resmini çekerek “partiden” nemalanmaya, zaman içinde “seçkinler” arasında yer almaya çalışacak. Seçimler dar bir çerçevede yapılmaya devam edecek ve “seçkinler yönetimi”  güncellene güncellene iktidarını sürdürecek. İktidarın toplumsallaşmasıyla sağlanabilecek demokrasi ise oligarşinin aracı olmaya devam edecek.  
Ekleme Tarihi: 29 Ocak 2026 -Perşembe

Demokrasi Perdesi!

Türkiye’de demokrasi tartışması çoğu zaman sandıkla başlar, sandıkla biter. Oysa asıl soru şudur: Sandık varsa iktidar gerçekten halka mı aittir? “Sandık varsa elbette demokrasi vardır” diyebilir miyiz? Bu soruların hepsine yanıt kocaman bir “HAYIR”.

Osmanlı monarşisi yıkıldıktan sonra yerine gerçekten demokrasi mi geldi? Bugün biz demokrasiyle mi yönetiliyoruz?

Osmanlı monarşisi yıkıldıktan sonra kurulan oligarşi, yani seçkinler yönetimi, hâlâ devam ediyor aslında. Siz, 5 yılda bir sandığa giderek iktidarı belirlediğinizi mi sanıyorsunuz? Aslında sadece size sunulan olasılıklar arasında bir tercihte bulunuyorsunuz; Tıpkı ÖSYM sınavında bize sunulan çoktan seçmeli şıklar gibi, 5 şık dışında bir seçenek yok.

Peki bu partiler ve siyasi aktörleri kimler? Aynı seçkin zümrenin insanları değil mi? Halkın arasından çıkıp gerçekten seçim kazanan kimse var mı?

Türkiye’de çok partili hayat boyunca iktidarlar değişti fakat iktidara kimlerin aday olabileceği büyük ölçüde sabit kaldı. Bu, bir “seçkinler rekabeti” modelidir. Bu modelde seçimler yapılır, partiler yarışır ancak yarışa katılabilenler sınırlıdır. Parası olanlar bu zümre içinde yer alabilir sadece.

Tarihsel örneklerden biri, 1950 seçimidir. “Halk iradesinin tecelli ettiği”, “tarihsel bir eşik”, “demokrasi zaferi” olarak sunulan bu seçim gerçekten halkın zaferi miydi, yoksa elitler arasında güç transferi miydi?

CHP’den ayrılan eski başbakan Celal Bayar, CHP Aydın Milletvekili, toprak ağası Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün kurduğu Demokrat Parti’nin iktidara gelişi halkın zaferi miydi?

“Köylü partisi” olarak lanse edilen DP köylü için neler yaptı?

Demokrat Parti iktidarında, Köy Enstitüleri kapatıldı, topraksız köylüyü topraklandırma kanunu askıya alındı, ‘tarımda makineleşme sağlanıyor’ diyerek çiftçi yabancıya borçlandırıldı. Zaten gariban köylü değil, büyük toprak sahipleriydi traktör alabilenler. Krediyle alınan traktörün taksitleri ve yedek parça borçları ise yabancıya ödeniyordu.

DP’nin iktidarıyla CHP döneminde karşı çıkılan vesayet mekanizmaları tasfiye edilirken, yerlerine yeni bir iktidar ağı kuruldu. Bürokrasi, yargı, medya ve sermaye ilişkileri başka aktörler etrafında şekillendi.  (Demokrat Parti sonrasında iktidara gelen her parti bu yöntemi benimsedi.)

Sandık varlığını sürdürdü fakat siyasal karar alma alanı daraldı. Seçim, iktidarı sınırlayan bir araç olmaktan çok, iktidarın meşruiyet teyidine dönüştü. Halkın oligarklaşmakla suçladığı CHP yerine gelen DP demokrasi getirmedi. Oligark yönetimi devam etti ve sadece parti ve aktör isimleri değişti.

Ekonomi alanında da durum farklı değildi. DP tek başına liberal ekonomiyi benimsemedi. CHP, özellikle 1940 sonrasında zaten liberalizme yönelmişti. “Karma ekonomi” dediler ama özel sermayeyi öne çıkarıyorlardı. Savaş sonrası paranın yön değiştirmesi ve ABD’nin etkisi, Türkiye’de liberal politikaların güç kazanmasına yol açtı. Sonraki süreçte hangi iktidar devletçiliğe yönelik ekonomi politikaları güttü? Hiçbiri.

Peki neden seçkinler yönetimi inşa edildi, halk yönetimi inşa edilemedi Türkiye’de?

Osmanlı’da padişahın kulu olmaya alışık olan halk, demokrasi talebinde bulunmadı hiçbir zaman. İngiltere’de halk teee 1215’te kralın yetkilerinin kısıtlanması için ayaklanırken, bizde tepeden inme yetki kısıtlaması oldu. Türkiye’de demokrasi talebi seçkinler tarafından dile getirildi.

Halk ise 5 yılda bir oy atarken iktidarı belirlediğini sanıyor, aslında sadece seçkinler arasında değişim oluyor. Sandık dar bir çerçevede kuruluyor ve seçkinler yönetimi güncellenerek iktidarını sürdürüyor.

Bu sistem böyle devam edecek. Halk, 5 seneden 5 seneye sandığa gidip iktidarı belirlediğini sanarak oy sandığına göğsünü kabarta kabarta pusula atmaya devam edecek!

Tam oy atarken fotoğraf çektirerek, aidiyet hissettiği partiye “demokrasi” görevini nasıl yerine getirdiğini gösterecek. Hatta bu da yetmeyecek oy pusulasının resmini çekerek “partiden” nemalanmaya, zaman içinde “seçkinler” arasında yer almaya çalışacak.

Seçimler dar bir çerçevede yapılmaya devam edecek ve “seçkinler yönetimi”  güncellene güncellene iktidarını sürdürecek.

İktidarın toplumsallaşmasıyla sağlanabilecek demokrasi ise oligarşinin aracı olmaya devam edecek.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sariyersoz.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.